Mehterden Rahatsız Olanlar: “Panik Ataklı”

Mehterden Rahatsız Olanlar: “Panik Ataklı”

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Temmuz 10, 2026 - 14:09

Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi, Türkiye açısından sıradan bir diplomatik organizasyon değildi. Zirve; Türkiye'nin güvenlik mimarisindeki vazgeçilmez rolünü, diplomatik kapasitesini, organizasyon kabiliyetini ve uluslararası sistemde artan stratejik ağırlığını tüm dünyaya gösterdi. Devletler yalnızca masada yürüttükleri müzakerelerle değil, verdikleri sembolik mesajlarla da güç projeksiyonu yaparlar. Ankara'da verilen mesaj da tam olarak buydu: Tarihine güvenen, Cumhuriyet'iyle güçlü, geleceğe yön veren bir Türkiye.

Ancak her uluslararası organizasyonda olduğu gibi bu zirvede de dikkatler, esas gündemden uzaklaştırılmaya çalışıldı. NATO'nun geleceği, Avrupa güvenliği, savunma sanayii iş birlikleri, bölgesel krizler ve Türkiye'nin diplomatik başarısı yerine Mehter Takımı'nın törendeki varlığı tartışma konusu yapıldı. Oysa bu tartışma, Mehter'i değil, Türkiye'nin tarihine ve devlet sürekliliğine bakışı sorgulayan ideolojik bir yaklaşımın yansımasıdır.

Mehter, yalnızca bir askerî bando değildir. O; disiplinin, devlet geleneğinin, bağımsızlık iradesinin ve tarihî hafızanın sembolüdür. Asırlar boyunca yalnızca savaş meydanlarında değil, devlet törenlerinde de Osmanlı'nın kurumsal kimliğini temsil etmiş, bugün ise Türk kültür mirasının önemli unsurlarından biri hâline gelmiştir. UNESCO tarafından Somut Olmayan Kültürel Miras olarak kabul edilen pek çok tarihî unsur gibi Mehter de geçmişin yaşayan bir parçasıdır. Bu nedenle onu yalnızca geçmişte kalmış askerî bir unsur olarak değerlendirmek eksik bir okumadır.

Cumhuriyet'in tarih anlayışı da geçmişi reddetmek üzerine kurulmamıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk Tarih Kurumu'nu kurarak milletin tarih bilincini güçlendirmeyi hedeflemiş, Türk milletinin köklü medeniyet birikimine vurgu yapmıştır. Cumhuriyet, Osmanlı'nın bütün kurumlarını devam ettirmemiş olabilir; ancak bin yıllık devlet tecrübesini inkâr eden bir anlayış da ortaya koymamıştır. Türkiye Cumhuriyeti, Selçuklu'dan Osmanlı'ya, Millî Mücadele'den bugüne uzanan devlet sürekliliğinin çağdaş temsilcisidir.

Uluslararası ilişkilerde semboller son derece önemlidir. İngiltere, Kraliyet Muhafızları'nı ve monarşik geleneklerini dünyanın her yerinde sergilemekten çekinmez. Fransa, Napolyon döneminden kalan askerî törenlerini yaşatır. ABD, tarihî askerî birliklerini ve ulusal sembollerini büyük organizasyonlarda öne çıkarır. Rusya, Kızıl Meydan'daki askerî geçitleriyle tarihsel hafızasını dünyaya gösterir. Çin, binlerce yıllık medeniyetini modern teknolojisiyle birlikte sunar. Hiç kimse bu ülkeleri geçmişe saplanmakla suçlamaz. Çünkü güçlü devletler, tarihlerini yük olarak değil stratejik bir güç unsuru olarak görürler.

Türkiye'nin de Mehter'i uluslararası bir organizasyonda sergilemesi tam olarak bu anlayışın ürünüdür. Bu, ne Cumhuriyet'e alternatif bir söylemdir ne de geçmişe dönüş arzusudur. Bu, kökleriyle barışık bir devletin kendisini dünyaya anlatma biçimidir.

NATO Zirvesi boyunca dünya basınının dikkatini çeken asıl konu, Türkiye'nin ev sahipliği başarısı, güvenlik diplomasisindeki etkinliği ve savunma sanayiindeki yükselişi oldu. Ankara'nın uluslararası diplomasinin merkezlerinden biri hâline gelmesi tesadüf değildir. Türkiye artık krizleri izleyen değil, krizlerin çözümünde söz sahibi olan ülkelerden biridir. Böyle bir dönemde tartışmanın Mehter üzerinden yürütülmesi, büyük resmi görememenin doğal sonucudur.

Aslında mesele Mehter değildir. Mesele, Türkiye'nin özgüvenidir. Çünkü tarihini sahiplenen, savunma sanayiinde güçlenen, diplomatik etkisini artıran ve bölgesel denklemlerde belirleyici aktör hâline gelen bir Türkiye, bazı çevrelerin alışık olduğu Türkiye değildir. Rahatsızlık da çoğu zaman sembollerden değil, sembollerin temsil ettiği bu değişimden kaynaklanmaktadır.

Bugün devletler yalnızca askerî veya ekonomik güçleriyle rekabet etmiyor. Aynı zamanda kültürel mirasları, tarihî kimlikleri ve stratejik iletişim kabiliyetleriyle de rekabet ediyorlar. Kültürel diplomasi, ulusal markalaşmanın en önemli araçlarından biridir. Mehter'in NATO Zirvesi'nde yer alması da bu stratejik iletişimin doğal bir parçasıdır. Bu tercih, Türkiye'nin kendi hikâyesini başkalarının kaleminden değil, kendi sesiyle anlatma iradesidir.

Cumhuriyet ile tarihî mirası birbirine rakip gibi göstermek, Türkiye'nin devlet sürekliliğini anlamamaktır. Cumhuriyet, bu milletin ortak çatısıdır; tarih ise o çatıyı ayakta tutan temel sütunlardan biridir. Güçlü devletler geçmişlerini reddederek değil, onu doğru okuyup geleceğe taşıyarak yükselirler.

Ankara NATO Zirvesi'nin verdiği en önemli mesaj da budur: Türkiye, Cumhuriyet'in değerlerine bağlı, tarihî mirasına sahip çıkan, diplomatik kapasitesi yüksek ve stratejik vizyonu güçlü bir devlettir. Bugün dünyanın dikkatini çeken de tam olarak bu özgüvendir.

Mehter'in sesi, aslında yalnızca bir marşın ritmi değildir. O ses, kökleri bin yılı aşkın bir devlet geleneğinin, Cumhuriyet'in kurumsal gücüyle birleşerek geleceğe yürüyüşünün sembolik ifadesidir. Bu sesi doğru okuyabilenler, Türkiye'nin verdiği stratejik mesajı da doğru okuyacaktır.

Geçmişimiz ile geleceğimizi kavga ettirmeye çalışmak, gazetecilik değil “Panik Ataklı” sendromudur.