NATO Zirvesi’nin Türkiye Açısından Önemi ve Dünyadaki Siyasi, Ekonomik ve Stratejik Yankıları
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
NATO Zirvesi’nin Türkiye’deki önemi ve dünyadaki siyasi, ekonomik ve stratejik yankılarından bahsetmeden önce NATO’dan, kuruluşundan, üyelerinden, niçin kurulduğundan ve kuruluş amacından kısaca bahsetmek istiyoruz.
- NATO Liderler Zirvesi, 2004 yılında İstanbul’da yapılan İstanbul Zirvesi’nden sonra (aradan geçen 22 yıl sonra) 32 ülkenin başbakanı, dışişleri bakanı ve savunma bakanlarının katılımıyla Türkiye/Ankara’da Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliği yaptığı Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapıldı. Zirveye katılan (alfabetik sıralamaya göre) ülkeler arasında başta ABD olmak üzere Almanya, Arnavutluk, Belçika, Birleşik Krallık (İngiltere), Bulgaristan, Çekya, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Hırvatistan, Hollanda, İspanya, İsveç, İtalya, İzlanda, Kanada, Karadağ, Kuzey Makedonya, Letonya, Litvanya ve Lüksemburg, Macaristan, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Slovakya, Slovenya, Türkiye ve Yunanistan.
II. Dünya Savaşı sonrasında dünyadaki kutuplaşmanın doğurduğu gerginlikler ve krizlerden dolayı 4 Nisan 1949 yılında kurulan NATO, kendisine üye ülkelerin güvenliğini sağlamak, her türlü dış tehdit ve saldırılara karşı güç oluşturmak amacıyla caydırıcı bir güç olarak doğmuştur. NATO’nun askeri ittifak yönünden en büyük özelliği Kuzey Atlantik Anlaşması’nın 5. Maddesi olarak üye ülkeler içinde birine yapılacak bir saldırının üye tüm ülkelere yapılmış sayılmasıdır. Zaten NATO’yu ayakta tutan da bu maddedir. Ayrıca NATO 5. Madde ile birlikte dünyadaki (siber güvenlik, küresel terör, siyasi ve ekonomik krizler gibi) küresel sorunlarda devreye girip aktif rol oynamasıdır.
İki gün süren NATO Zirvesi’nde dikkatleri üzerine çeken, tartışılan ve üzerinde en çok konuşulan ve zirveye damgasını vuran iki lider vardı. Bunlardan birisi Cumhurbaşkanı Erdoğan, diğeri de ABD Başkanı Trump’tı. Ulusal ve uluslararası medya/basın bu iki lider (Erdoğan ve Trump) üzerine yoğunlaşarak çok ilginç haberler ve yorumlar yaptılar. Bu da iki lideri dünya gündemine taşımış oldu.
NATO Zirvesi Türkiye’nin imajını yenilemekte birlikte askeri gücünü de ortaya koydu. Aynı zamanda NATO’da askeri yönden en büyük ordusuna sahip olan Türkiye’nin NATO’da vazgeçilmez bir güç olarak varlığını devam ettireceğinin de bir teyidi oldu. 22 yıl sonra Ankara’da yapılan NATO Zirvesi, Türkiye’nin siyasi, ekonomik, teknolojik, istihbarat ve savunma gücünü bir kez daha dünyaya kanıtladı. Dünyadaki tüm ülkeler Türkiye’nin bu gücü karşısında şaşkınlıklarını ve hayranlıklarını itiraf ederken maalesef iki ülke (aleni bir şekilde) rahatsızlıklarını itiraf ettiler. Bu iki ülkeden birisi Yunanistan diğeri de İsrail’di. Yunanistan olduğu için Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nden bahsetmeye bile gerek duymuyoruz!
NATO Zirvesi’nde Türkiye’nin küresel diplomasi, arabuluculuk ve denge politikasında lider bir konuma yükselerek Doğu ve Batı arasında adil ve barışçı bir köprü ülke olarak zirveye oturduğu da ayrıca tescillenmiş oldu. Türkiye’nin Ortadoğu, Akdeniz ve Karadeniz’de yaşanan gerginliklere yönelik de bir kalkan oluşturması, dünyadaki huzur ve barış için aktif rol oynaması ile birlikte Ukrayna-Rusya, ABD-İran ve İsrail-Filistin/Gazze savaşlarının diplomatik yollardan çözülebileceği konusundaki önerileri ve baskıları da elbet ki çok işe yaramıştır.
ABD, Avrupa ve dünyadaki birçok düşünce kuruluşunun NATO Zirvesi’nden dolayı Türkiye’nin önemini ifade eden analizler yapması da boşuna değildi! Türkiye’nin NATO’daki 2. büyük askeri güç olması yanında stratejik gücünü de ortaya koyduğu yönünde yorumlar yapıldı.
NATO Zirvesi’nde dikkat çeken önemli başlıklar arasında en başta Avrupa savunma harcamaları geliyordu. Daha sonra NATO üyelerini güvenceye alan 5. Madde’nin önemi, üye ülkeler arasında yapılan milyar dolarlık anlaşmalar, Türkiye ve ABD arasındaki tartışmalı F-35 sorununun çözümü yönünde atılan iyimser adımlar, Trump’ın Suriye’yi ‘teröre destek veren ülkeler’ arasından çıkarması, Ukrayna’ya verilen desteğin sürecek olması, Rusya’nın NATO için tehdit olmaya devam edeceği, ABD-İran arasındaki Hürmüz Boğazı gerginliğinin müzakereler yoluyla çözülebileceği konusundaki yaklaşımlar vs. gibi daha birçok umut verici sonuçların doğması hem NATO üyeleri için hem de dünyadaki barış için atılan somut adımlar olarak değerlendirebiliriz.
Zirvede yine dikkat çeken önemli konular arasında NATO’nun Rusya üzerindeki düşüncelerinin değişmemesiydi. Rusya NATO için hâlâ tehlike oluşturuyordu. Bilhassa Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi Batı Avrupa ülkeleri için hâlâ bir tehdit unsuru olduğu ifade ediliyor. Türkiye ise Rusya-Ukrayna konusunda dengeli, barışçı ve arabulucu bir politika izleyerek tarafsızlığını korumakla birlikte NATO ile istikrarlı bir politika izliyor. Çünkü Türkiye, Rusya ve Ukrayna Savaşı boyunca yürütmüş olduğu diplomasi trafiği gerek iki ülke arasındaki esir takasında ve gerekse gıda/tahıl krizinde aktif ve çözümleyici bir rol oynadığı NATO ülkeleri dâhil bütün dünya ülkeleri tarafından takdirle karşılanmıştı.
Rus basını, NATO Zirvesi öncesi Türkiye’nin kilit rol oynayacağını yazdı. Rusya’nın tirajı yüksek önemli yayın organlarından birisi olan Komsomolskaya Pravda, dünyadaki bazı önemli krizleri analiz ederek bazı hassas tespitlerde bulundu. Batının askeri harcamalarda yaşamış olduğu krizlere ve Türkiye’nin Rusya ve İran ile dengeli politikalar izlediğine değindi. Ayrıca Rusya’nın dünya ekonomisi ve uluslararası ilişkilerde uzmanı Prohor Tebin, NATO Zirvesi’nin Avrupa ve ABD arasında yaşanacak olan zorlu ilişkiden bahsetti. P. Tebin: "Avrupalılar Trump'ı geleneksel askeri-politik etkileşim zeminine 'geri döndürmeyi' çok istiyorlar. Üstelik Trump da buna karşı olmadığına dair bazı sinyaller veriyor. Ankara'daki zirve öncesinde Trump sert bir tutum takınmayı planlıyordu ancak son G7 toplantısı onun iş birliğine açık olduğunu gösterdi."
Dünya medyasında, NATO’nun zayıflaması Rusya açısından önemli bir gelişme kabul edilirken ABD’nin Avrupa’dan askeri yönden geri çekilmesi ise tehlike oluşturacağına dikkat çekilen yorumlar yapıldı. Rusya, hâlâ ABD desteğini arkasına alan Avrupa’yı saldırgan olarak görmeye devam ediyor. Rusya, Avrupa’yı caydırıcı bir güç olarak değil tam aksine yok etmek istediği bir ‘güç’ olarak değerlendiriyor. Avrupa ülkelerinin Ukrayna’ya vermiş oldukları askeri destek bu durumun en somut göstergesi olduğu ifade ediliyor. Avrupa ise tam aksi yönde Rusya’nın nükleer ve ağır konvansiyonel gücünü kullanmadığı gibi yenilgiyi kabul edeceğine inanıyor.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Türkiye’de yapılan NATO Zirvesi üzerine yapmış olduğu değerlendirmede, zirvenin ittifak açısından ‘çığır açıcı’ ama müttefikler arasındaki görüş ayrılıklarının giderilmediğini belirtti. Zaharova: "Onlar, her şeyden önce bir kez daha Avrupa-Atlantik güvenliğine yönelik uzun vadeli tehdit olarak nitelendirdikleri Rusya’ya karşı savunma yapmayı planlıyor. Ankara’da bütün müttefikler bunun altına imza attı. Üstelik buna, Rusya tarafından hazırlanmakta olan bir saldırıya ilişkin hiçbir işaret bulunmadığını söyleyenler de dahil oldu. Ülkemizle karşı karşıya gelmek, İttifak açısından varoluşsal ve sistemik bir nitelik taşıyor." Zaharova, NATO’nun Ukrayna’ya yönelik askeri desteğinin bir felakete yol açacağını belirtirken “Avrupa kıtası militarize ediliyor” diyerek bu kararlarla Rusya’ya karşı silahlı çatışmaya hazırlık yaptıklarına vurgu yaptı. Zaharova “NATO stratejistleri bir an durup düşünseydi, yalnızca ittifak için değil bütün dünya için felakete yol açabilecek bu kadar sorumsuz kararlar almayabilirlerdi.”