Savaşın Gölgesindeki Barış
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
ABD ve İran arasında imzalanan anlaşma ne kadar sahici?
Ateşkes’e uyulacak mı?
İsrail bu anlaşmanın neresinde yer alacak?
Dünyada tek bir devletin desteklediği İsrail bu durumu daha ne kadar sürdürecek?
Barış anlaşması metnini hem Trump hem de İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan imzalayarak dünya kamuoyuna duyurdular.
Her barış, geçmiş savaşların izlerini ve gelecekteki çatışmaların ihtimalini de içinde taşır. Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında varıldığı açıklanan anlaşma da böyledir. İlk bakışta diplomatik bir başarı, savaşın eşiğinden dönülmüş bir uzlaşı gibi görünse de, ülkeler bu barış metnine ne kadar sadık kalacak?
Çünkü İsrail kurulduğundan bu yana Ortadoğu ülkeleri barışa hasret kalmışlardır. Barış onlar için savaşın ertelenmesi anlamına gelir.
Son yıllarda dünya birçok gerilimi aynı anda yaşamaya başladı. Trump’un ikinci defa başkan seçilmesiyle birlikte; Ukrayna'dan Gazze'ye, Tayvan’dan Hürmüz Boğazı’na, Venezuela’dan Küba’ya, Grönland’dan Kanada’ya kadar bir gerilim ve çatışma hattı oluşturdu. İran’la girdiği savaş ABD ve İsrail’i dünyada yalnızlaştırarak ciddi tartışmalara sebep oldu. NATO ülkeleri bu savaşta yer almak istemedi. Trump iyice köşeye sıkıştı.
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla birlikte Washington yönetimi savaşı devam ettiremeyeceğini anladı ve barış için çözüm arayışına girdi.
İsrail’in fitne üstüne fitne üretmesine, Lübnan’a saldırmasına rağmen Trump savaşı sürdüremeyeceğini gördü ve son vermek için masaya oturmak zorunda kaldı.
Washington yönetimi artık aynı anda birçok cephede mücadele edemeyeceğini gördü.
Çin'in ekonomik yükselişi, Rusya'nın Ukrayna savaşının devam etmesi, içerde büyüyen ekonomik sorunlar, Amerika yönetimini savaşın girdabından çıkarmaya zorladı. İran ile kurulan diyalog, idealizmden çok, jeopolitik zorunluluk sebebiyledir.
İran açısından bakıldığında ise: Ülke ekonomisi ciddi zarar gördü. Dini lider Hamaney ile birlikte birçok devlet adamını kaybetti. Yıllardır yaptırımlar altında ezilen ekonomi, değer kaybeden para birimi, işsizlik ve artan toplumsal huzursuzluk Tahran yönetimini nefes alacak bir alan aramaya itmiştir.
Anlaşma İran'a yalnızca ekonomik bir rahatlama sağlamıyor; aynı zamanda uluslararası sistem içinde yeniden meşruiyet kazanma fırsatı da sunuyor.
İran birçok olumsuzluğa rağmen yenilmez olarak görülen ABD ve İsrail ittifakını bir anlamda hüsrana uğratmış ve prestij kaybetmelerini sağlamıştır.
Bu durum İran rejimini daha da güçlendirmiş, barış anlaşmasıyla birlikte meşruiyet kazandırmıştır.
Fakat bu masanın etrafında oturmayan bir ülke var ki, anlaşmanın sonuçlarını en yakından hissedecek olan da odur:
İsrail.
İsrail yönetimi İran'ı sadece bir güvenlik sorunu değil, doğrudan varoluşsal bir tehdit olarak görüyor. Filistin’de, Gazze’de, Lübnan ve Suriye’de kendisine engel olabilecek ülke olarak İran ve Şii grupları görüyor.
Barış ile zaman kazanan, diplomatik olarak meşruiyet elde eden ve bölgesel nüfuzunu artıran bir İran İsrail için çok daha büyük bir risk anlamına geliyor.
Yıllardır savaş yaşayan Lübnan bölgesel güç mücadelesinin de en önemli sahalarından biri olmaya devam ediyor. Hizbullah'ın sahip olduğu askeri kapasite ve Hizbullah’ın savaş kabiliyeti İsrail için en ciddi tehditlerden birini oluşturuyor.
İran'ın savaştan başarıyla çıkması İsrail açısından Hizbullah'ın da güçlenebileceği endişesini doğuruyor.
Körfez ülkeleri ise savaş sürecinde ABD tarafından yalnız bırakılmış ve başlarının çaresine bakmaları istenmiştir. Körfez ülkeleri savaşla beraber İran rejimin değiştirilmesinin mümkün olmadığını görmeleri üzerine yelkenleri suya indirmiş gözüküyor.
Diğer taraftan İran'ın bölgesel etkinliğinin artması ihtimali, başta Suudi Arabistan olmak üzere birçok Arap başkentinde soru işaretleri yaratıyor.
Bölgede gerilimin azalması ekonomik açıdan Türkiye'nin lehinedir. Ancak İran'ın güçlenmesi ya da İsrail'in daha agresif güvenlik politikalarına yönelmesi halinde Ankara'nın önündeki denge siyaseti daha da zorlaşacaktır.
Sonuç olarak ABD ile İran arasında imzalanan anlaşma bir barış metni olmaktan çok, yeni bir güç dengesi arayışının belgesidir.
Taraflar bugün silahları susturmuş olabilir. Fakat Ortadoğu'nun tarihi bize şunu öğretmiştir:
Sorunlar çözülmediğinde savaşlar bitmez, sadece şekil değiştirir.
Belki de bu yüzden bugün kutlanan diplomatik başarıyı değerlendirirken şu soruyu sormak gerekiyor:
Bu anlaşma gerçekten kalıcı bir barışın başlangıcı mı, yoksa gelecekte yaşanacak daha büyük hesaplaşmaların kısa süreli ateşkesi mi?