Türkiye, Irak ve Suriye Hattında Çok Boyutlu Diplomasi Atağını Sürdürüyor

Türkiye, Irak ve Suriye Hattında Çok Boyutlu Diplomasi Atağını Sürdürüyor

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Temmuz 10, 2026 - 13:55

Türkiye, son dönemde Irak ve Suriye hattında yoğunlaşan diplomasi trafiğiyle yalnızca güvenlik politikalarını değil; enerji, ticaret, ulaştırma ve bölgesel istikrar başlıklarını da aynı masada ele alan çok boyutlu bir dış politika yürütüyor.

Ankara’nın Irak ile gerçekleştirdiği temaslarda sınır güvenliği ve terörle mücadele öncelikli gündem maddeleri olmaya devam ediyor. Ancak iki ülke arasındaki ilişkiler artık sadece güvenlik ekseninde değerlendirilmiyor. Enerji iş birliği, karşılıklı ticaretin artırılması ve Kalkınma Yolu Projesi gibi stratejik başlıklar, Türkiye-Irak ilişkilerinin ekonomik boyutunu giderek daha önemli hâle getiriyor.

Türkiye açısından Irak, yalnızca sınır komşusu değil; enerji yolları, ticaret koridorları ve bölgesel güvenlik bakımından stratejik öneme sahip bir ülkedir. Bu nedenle Ankara ile Bağdat arasında kurulacak güçlü ve sürdürülebilir bir iş birliği mekanizması, yalnızca iki ülkeye değil, bölgenin tamamına katkı sağlayacaktır.

Kalkınma Yolu Projesi de bu açıdan dikkatle değerlendirilmelidir. Irak’ın güneyinden başlayarak Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanması planlanan ulaştırma ve ticaret hattı, bölgesel ekonominin geleceği açısından önemli fırsatlar barındırıyor. Projenin hayata geçirilmesi hâlinde Türkiye’nin Asya ile Avrupa arasındaki lojistik ve ticari konumu daha da güçlenebilir.

Ancak büyük ekonomik projelerin kalıcı sonuçlar üretebilmesi için güvenliğin sağlanması, siyasi istikrarın korunması ve ülkeler arasında karşılıklı güvenin geliştirilmesi gerekir. Türkiye’nin Irak ile yürüttüğü diplomasi, tam da bu alanların birbirinden bağımsız olmadığını gösteriyor.

Suriye meselesi ise Türkiye’nin dış politikasındaki en hassas ve karmaşık başlıklardan biri olmayı sürdürüyor.

Ankara, uluslararası görüşmelerde Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması, terör örgütleriyle mücadele edilmesi ve bölgesel istikrarın yeniden sağlanması gerektiğini vurguluyor. Bu yaklaşım, Suriye’de kalıcı bir çözümün ancak ülkenin parçalanmasını önleyecek, güvenlik tehditlerini ortadan kaldıracak ve siyasi istikrarı sağlayacak kapsamlı bir süreçle mümkün olabileceği düşüncesine dayanıyor.

Suriye’deki gelişmeler, yalnızca bu ülkenin iç meselesi olarak görülemez. Terör tehdidi, düzensiz göç, sınır güvenliği ve insani krizler doğrudan Türkiye’yi ve bölgedeki diğer ülkeleri etkiliyor. Dolayısıyla Ankara’nın Suriye politikasında güvenlik kaygıları kadar diplomatik çözüm arayışları da önem taşıyor.

Türkiye’nin temel önceliklerinden biri, sınırlarının hemen ötesinde yeni güvenlik tehditlerinin oluşmasını engellemek. Bununla birlikte Suriye’de devlet otoritesinin yeniden sağlanması, ülkenin toprak bütünlüğünün korunması ve insanların güvenli şekilde hayatlarını sürdürebilecekleri şartların oluşturulması da kalıcı çözümün önemli unsurlarıdır.

NATO Zirvesi sonrasında devam eden diplomatik temaslar da Türkiye’nin bölgesel meseleleri yalnızca komşu ülkelerle değil, ABD ve diğer müttefiklerle yaptığı görüşmelerde de gündeme taşıdığını gösteriyor.

Orta Doğu’daki gelişmeler, enerji güvenliği, terörle mücadele ve bölgesel istikrar gibi konuların NATO ülkeleriyle yapılan görüşmelerde ele alınması, Türkiye’nin hem bölgesel hem de küresel ölçekte aktif bir diplomasi yürütme çabasını ortaya koyuyor.

Türkiye, coğrafi konumu gereği Avrupa, Kafkasya, Orta Doğu ve Asya arasında kritik bir noktada bulunuyor. Bu konum, ülkeye önemli avantajlar sağladığı kadar ciddi sorumluluklar da yüklüyor. Bölgesel krizlerin doğrudan etkilediği bir ülke olarak Türkiye’nin gelişmeleri uzaktan izleme imkânı bulunmuyor.

Bu nedenle Ankara’nın izlediği politikanın yalnızca askerî ve güvenlik araçlarına dayanması mümkün değildir. Diplomasi, ekonomi, enerji, ulaştırma ve ticaret alanlarının birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Son dönemdeki temaslar, Türkiye’nin güvenlik politikasıyla ekonomik diplomasiyi aynı stratejik çerçevede buluşturmaya çalıştığını gösteriyor. Irak ile enerji ve ulaştırma projelerinin görüşülmesi, Suriye’de toprak bütünlüğü ve terörle mücadele vurgusunun sürdürülmesi, NATO müttefikleriyle bölgesel güvenlik başlıklarının ele alınması bu yaklaşımın parçalarıdır.

Elbette diplomatik görüşmelerin gerçek başarısı, yapılan açıklamalardan çok ortaya çıkacak somut sonuçlarla ölçülür. Güvenlik alanında ilerleme sağlanması, ticaret hacminin artırılması, enerji iş birliğinin güçlendirilmesi ve Kalkınma Yolu Projesi’nin uygulanabilir hâle getirilmesi bu sürecin temel göstergeleri olacaktır.

Suriye konusunda ise kalıcı barışın sağlanması, terör tehdidinin ortadan kaldırılması ve ülkenin siyasi istikrara kavuşması uzun ve zorlu bir süreci gerektiriyor.

Türkiye’nin önündeki temel mesele, farklı ülkelerin çıkarlarının çatıştığı bu coğrafyada kendi güvenliğini korurken diplomatik kanalları açık tutabilmek ve ekonomik fırsatları kalıcı iş birliklerine dönüştürebilmektir.

Irak ve Suriye hattında sürdürülen diplomasi trafiği, Türkiye’nin bölgesel politikasında yeni bir dönemin işaretlerini taşıyor. Güvenlikten enerjiye, ticaretten ulaştırmaya kadar genişleyen bu diplomatik hareketlilik doğru yönetildiği takdirde hem Türkiye’nin bölgesel etkisini artırabilir hem de uzun süredir krizlerle anılan coğrafyada yeni bir iş birliği zemini oluşturabilir.

Ancak bunun için diplomatik temasların somut anlaşmalara, projelere ve sahada karşılığı bulunan sonuçlara dönüşmesi gerekiyor. Çünkü bölgede barış ve istikrar, yalnızca güçlü açıklamalarla değil; güven inşa eden, ekonomik bağları geliştiren ve ortak çıkarları öne çıkaran kalıcı politikalarla sağlanabilir.