Yaz Artık Eskisi Gibi Değil: Aşırı Sıcakların Sessiz Uyarısını Duyuyor Muyuz?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bir zamanlar yaz mevsimi denildiğinde aklımıza tatil gelirdi. Çocukların sokakta oynadığı uzun akşamlar, serin bir esintinin eşlik ettiği yaz geceleri, deniz kenarında geçirilen huzurlu günler...
Bugün ise yazı konuşurken ilk cümlemiz çoğu zaman aynı oluyor: "Bu sıcak normal değil."
Gerçekten de normal değil.
Her yıl bir önceki yılın sıcaklık rekorunu konuşuyor, "böylesini daha önce görmemiştik" demeye devam ediyoruz. Belki de en tehlikeli nokta tam burada başlıyor. Çünkü insan, alıştığı şeyi normalleştirme eğilimindedir. Oysa aşırı sıcaklar normalleşmemeli.
Çünkü mesele yalnızca biraz daha fazla terlemek değil.
Sağlık denildiğinde çoğumuz hastalıkları düşünürüz. Oysa bazen en büyük tehdit, hastalık olarak görmediğimiz durumlardır.
Sıcak hava da bunlardan biri.
Güneş çarpmasını biliyoruz. Ama sıcaklığın gün boyunca kalbimizi biraz daha fazla çalıştırdığını, böbreklerimizi daha fazla zorladığını, uykumuzu bozduğunu, dikkatimizi azalttığını ve hatta ruh hâlimizi etkileyebildiğini çoğu zaman fark etmiyoruz.
Bir başka ifadeyle; sıcaklık yalnızca termometrede yükselmiyor, vücudumuzun üzerinde de görünmeyen bir yük oluşturuyor.
Belki bu yüzden yaz aylarında kendimizi "nedensiz yorgun", "isteksiz" ya da "dalgın" hissettiğimiz günler artıyor.
Bazen sebep sadece sıcak olabilir.
Son yıllarda sağlık alanında sıkça kullanılan bir kavram var: iklim sağlığı.
Çünkü artık iklim değişikliği yalnızca çevrecilerin ya da meteorologların konuştuğu bir konu değil. Hastaneleri, acil servisleri, aile hekimlerini ve en önemlisi hepimizi ilgilendiren bir halk sağlığı meselesi.
Dünya Sağlık Örgütü, aşırı sıcakların iklim değişikliğine bağlı en önemli sağlık risklerinden biri olduğunu yıllardır vurguluyor. Bugün dünyanın birçok ülkesinde sıcak hava dalgaları için erken uyarı sistemleri geliştiriliyor, şehirler gölgelik alanlarını artırmaya çalışıyor ve sağlık otoriteleri yaz aylarına özel rehberler yayımlıyor.
Çünkü sıcaklık artık sadece bir hava durumu bilgisi değil; bir sağlık göstergesi.
Aslında kendimize sormamız gereken soru çok basit:
Biz yaza hazırlanıyoruz ama vücudumuz da bu değişime hazırlanabiliyor mu?
Sabah evden çıkarken telefonumuzun şarjını kontrol ediyoruz.
Arabamızın yakıtını ihmal etmiyoruz.
Peki ya kendi bedenimizi?
Gün içinde ne kadar su içtiğimizi gerçekten biliyor muyuz?
En sıcak saatlerde neden hâlâ uzun süre güneş altında kalıyoruz?
Yaşlı komşumuzun, yalnız yaşayan bir akrabamızın ya da kronik hastalığı olan bir yakınımızın bu sıcaklardan nasıl etkilendiğini hiç düşünüyor muyuz?
Sağlık bazen yalnızca kendimizi korumak değildir; çevremizdekileri de fark edebilmektir.
Belki de yaz mevsimine bakışımızı değiştirme zamanı geldi.
Eskiden güneş, yalnızca bronzlaşmanın simgesiydi.
Bugün ise bilinçli davranmayı gerektiren doğal bir güç.
Elbette yazın tadını çıkaracağız. Deniz de olacak, tatil de, açık havada geçirilen güzel günler de...
Ancak bunları yaparken bedenimizin sınırlarını görmezden gelmeden.
Çünkü sağlık, çoğu zaman büyük tedavilerle değil, küçük farkındalıklarla korunur.
Bir bardak fazla su içmek...
Günün en sıcak saatinde gölgeyi tercih etmek...
Yaşlı bir yakını arayıp "Su içtin mi?" diye sormak...
Belki de bunlar, düşündüğümüzden çok daha değerli alışkanlıklardır.
Yaz artık eskisi gibi değil.
Öyleyse sağlığımızı koruma biçimimiz de eskisi gibi olmamalı.