Yeni Dönem Cehalet

Yeni Dönem Cehalet

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Haziran 12, 2026 - 00:07

İnsanlık tarihinin önemli bir döneminde cehalet, bilgi eksikliği olarak anlamlandırıldı. Yazının icadından matbaanın yaygınlaşmasına, modern üniversitelerin kuruluşundan kitlesel eğitimin doğuşuna kadar uzanan süreçte de temel varsayım, insanlığın karşı karşıya olduğu sorunların önemli bir kısmının yeterli bilgiye sahip olmamaktan kaynaklandığı yönündeydi.

Bu nedenle modern dünyanın en güçlü vaatlerinden biri eğitim oldu. Okullar açıldı, üniversiteler kuruldu, kütüphaneler genişletildi ve okuryazarlık oranlarının artırılması bütün devletlerin ortak hedefi hâline geldi.

Bilginin yaygınlaşmasıyla birlikte daha bilinçli bireylerin, daha rasyonel kurumların ve daha gelişmiş toplumların ortaya çıkacağı varsayıldı.

Ne var ki bütün bu çaba cehaleti ortadan kaldıramadı.

Sadece biçimini değiştirdi.

Artık farklı bir mahiyet kazanmış bir tür karşı karşıyayız.

Kitabın, gazetenin ve eğitimin kitleselleştiği; bilginin tarihte hiç olmadığı kadar hızlı dolaşıma girdiği bu dönemde yeni cehaletin adı:

Okuryazar cehalet.

Bu yeni durum, bilgi eksikliğinden çok öğrenme arzusunun zayıflamasıyla ilgili. Kişi artık bilmediğini öğrenme ihtiyacı hissetmemektedir. Sahip olduğu sınırlı bilgi, ona yeterli gelmekte; hatta zihinsel bir konfor alanı kurmasına imkân vermektedir.

Oysa düşünce tarihi, bildiklerimizden çok bilmediklerimizin farkına varabilen insanların hikâyesidir.

Öğrenmenin başlangıcı da eksiklik hissidir.

Dolayısıyla insan, ancak kendi sınırlarını idrak ettiği ölçüde düşünsel olarak genişleyebilir. Bu yönüyle bilgelik, çok bilmekten ziyade, az bildiğini fark edebilme cesaretidir.

Bir yandan da bu yeni cehaletin en görünür sonucu, eleştiri ve öz eleştiri kültüründe yaşanan aşınmadır.

Nitekim hakikati arayanlar eleştiriyi bir çatışma aracı olarak değil, öğrenmenin doğal bir uzantısı olarak görür. Fakat günümüzde eleştiren kişi “karşı cepheye ait” olarak kodlanırken, eleştiriyi kabul eden kişi de “zayıf” ya da “hedef” olarak görülüyor.

Böylece eleştiri, ortak hakikatin zemini olmaktan çıkarak kimlikler arası bir gerilim alanına dönüşüyor.

Üstelik bu durum yalnızca bireylerden kaynaklanmıyor. Siyasetten sivil topluma, sendikalardan çalışma hayatına, eğitim kurumlarından meslek örgütlerine kadar birçok yapı, eleştiriyi bir gelişim imkânı olarak değil, bir tehdit olarak algılıyor.

Böylece düşünce yerini onaya bırakıyor.

İnsanlar fikir üretmekten çok mevcut kanaatleri tekrar etmeye yöneliyor.

Eleştirinin işlevini yitirdiği yerde öz eleştiri de kaçınılmaz olarak zemin kaybediyor. Oysa insanlığın bilgi birikimi büyük ölçüde hatalardan öğrenme yeteneği üzerine kuruludur.

Sobaya dokunan çocuk ateşi öğrenir.

Bilim insanı başarısız deneylerden yeni sonuçlara ulaşır.

Benzer şekilde bireyler ve kurumlar da ancak hatalarıyla yüzleşebildikleri ölçüde dönüşebilir. Hakikate yaklaşmanın yolu, kusursuzluk iddiasından değil, eksiklikleri görebilme ve onlarla yüzleşebilme yolundan geçer.

Yunus Emre’nin “Her işim yanlış benim” sözü ve “ben bilmem” terbiyesi, bu bağlamda güçlü bir bilgi teorisi önerisidir. Çünkü insanın ürettiği her bilgi eksiktir; her doğru, kendisinden daha gelişmiş bir doğrunun imkânını içinde taşır.

Ne var ki günümüzün hâkim kültürü, bu tevazuyu beslemekten çok kesinlik duygusunu teşvik etmektedir.

Artık herkesin konuştuğu ama çok az kişinin dinlediği; herkesin bilgisizce eleştirdiği ama çok az kişinin kendisini sorguladığı; herkesin fikir sahibi olduğu fakat çok az kişinin o fikrin hangi bilgiye dayandığını sorguladığı bir ortamda yaşıyoruz.

Ziya Gökalp, çöküş dönemlerinde sistemli fikirlerin yerini kararsız düşüncelerin aldığını söyler. Ortak değerlerin zayıfladığı dönemlerde toplum, yan yana yaşayan fakat birbirini anlamayan kalabalıklara dönüşür.

Belki de bugün yaşadığımız tartışmaların önemli bir bölümü, bu tespitin güncel yansımaları olarak okunabilir.