Ah O Eski Bayramlar…
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Keşke…
Bir günlüğüne bile olsa çocukluğuma dönebilseydim…
O eski bayram sabahlarına…
O masum günlere…
Annemin şefkat dolu bakışına,
Babamın gölgesi bile insana güven veren heybetine…
Bir sofranın etrafında toplanınca dünyanın en zengin insanı gibi hissettiğimiz o günlere…
Eskiden bayram;
Bir mesajla geçiştirilen kuru bir kutlama değil,
Hasretin bittiği,
Küslüklerin unutulduğu,
Aile olmanın yeniden hatırlandığı en güzel zamandı…
Arife günü köyün üstüne başka bir huzur çökerdi.
Her evde ayrı bir telaş başlardı.
Dolmalar sarılır,
Çörekler yapılır,
Tatlıların kokusu sokaklara yayılırdı.
İl dışında yaşayan akrabaların yolu gözlenirdi.
Bir taksi köyün girişinde göründü mü;
Çocuklar peşinden koşardı…
O eski Anadolu’lar, Murat’lar…
Tozlu yollar boyunca nefes nefese koşardık.
Belki bizim eve gelen vardır diye…
Belki yıllardır görmediğimiz bir amca,
Bir dayı,
Bir abi iner diye…
O zamanlar gelişler bile başka güzeldi…
Kimse “Müsait olunca uğrarım” demezdi.
Bayram sabahı erkenden gelinir,
Önce anne babanın eli öpülürdü.
Çünkü büyüklerin duası alınmadan bayram başlamış sayılmazdı…
Şimdi düşünüyorum da…
Biz aslında sadece insan kaybetmedik.
Birbirimizi kaybettik…
Saygıyı kaybettik,
Sevgiyi kaybettik,
Mahalleyi,
Komşuluğu,
Sofrayı,
Muhabbeti kaybettik…
Eskiden küçük büyüğün ayağına giderdi.
Büyükler baş tacıydı.
Bir büyüğün yanında sigara içmek değil,
Paketi göstermek bile ayıp sayılırdı.
Edep vardı…
Terbiye vardı…
Haya vardı…
Yeni elbise ya bayramda alınırdı,
Ya okula başlarken…
Çünkü her şeyin kıymeti bilinirdi.
Sadece ekmeğin değil,
Sevginin de kıymeti vardı o zaman…
Bir lokma paylaşılırdı ama gönüller bölünmezdi…
Kapılar kilitlenmezdi…
Çünkü kimsenin niyeti bozuk değildi.
Her evin kapısı açıktı.
Her sofrada bir misafire yer vardı.
Bir yere gidince yemek yemeden kalkamazdın.
Sen yedikçe ev sahibinin gözleri gülerdi.
Çünkü insanlar ikramla mutlu olurdu…
Annem…
O sessiz sevgisiyle evin direğiydi.
Babam…
Bir sözüyle herkesi susturan,
Ama bir yetimin başını okşarken gözleri dolan adamdı…
“Kimin oğlusun?” diye sorduklarında;
“Hüsnü’nün oğluyum…
Selvinaz’ın oğluyum…” dediğim an,
Bütün kapılar açılırdı.
Çünkü insanın en büyük mirası;
Anne babasının bıraktığı güzel isimmiş meğer…
Bayramlarda küslük biterdi.
Uzak yakın olurdu.
Fakir zengin unutulurdu.
Herkes aynı sofrada gülerdi.
Kimsenin kalbi yalnız kalmazdı…
Şimdi herkesin evi daha büyük…
Ama sofraları daha sessiz.
Telefonlar daha akıllı…
Ama insanlar birbirine daha uzak…
Ah be çocukluğum…
Ah be eski bayramlar…
Siz meğer insanın içindeki en temiz yermişsiniz…
Biz büyüdük…
Ama o eski samimiyet büyümedi…
Bir yerde kaldı…
Şimdi ne zaman bayram yaklaşsa,
İçimde buruk bir özlem büyüyor…
Çünkü insan en çok;
Bir daha geri gelmeyeceğini bildiği günleri özlüyor…
h.bay