AZGIN GÜRUHU DEŞİFRE EDİYORUZ!

AZGIN GÜRUHU DEŞİFRE EDİYORUZ!

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Mayıs 27, 2026 - 14:41

Türkiye son yıllarda yalnızca ekonomik saldırılarla, terör örgütleriyle ya da klasik propaganda faaliyetleriyle mücadele etmiyor. Devletin ve milletin sinir uçlarına temas eden çok daha sinsi, çok daha organize ve çok daha tehlikeli bir saldırı biçimiyle karşı karşıyayız. Bu saldırının merkezi artık dağ kadroları değil; anonim sosyal medya hesapları, organize dijital ağlar, manipülasyon platformları ve algı operasyonlarıdır.

Bugün bazı dijital mecralarda oluşan organize yapıların amacı yalnızca fikir beyan etmek değildir. Amaç; toplumun ortak vicdanını çökertmek, insanları birbirine düşman etmek, devlete olan güveni aşındırmak ve kontrollü toplumsal gerilim üretmektir. Özellikle “sokak hayvanları” meselesi üzerinden yürütülen sistematik nefret kampanyaları artık sıradan bir sosyal medya tartışması olmaktan çıkmıştır.

Ortada açık biçimde organize psikolojik harp yöntemleri bulunmaktadır.

Çünkü aynı hesaplar;

• devlet büyüklerine hakaret etmekte,
• güvenlik güçlerini hedef göstermekte,
• toplumu kin ve düşmanlığa sürüklemekte,
• bireysel silahlanma çağrıları yapmakta,
• şiddeti meşrulaştırmakta,
• insanları yasa dışı eylemlere teşvik etmekte,
• hayvan katliamını normalleştirmekte,
• sahte kuduz haberleriyle korku üretmekte,
• kamu kurumlarını itibarsızlaştırmaktadır.

Daha da dikkat çekici olan ise bu organize dijital nefret ağlarının geçmiş kayıtlarında görülen karanlık ilişkilerdir.

Bazı hesapların geçmiş paylaşımlarında;

• FETÖ propagandaları,
• firari örgüt mensuplarına destek mesajları,
• devlet karşıtı sistematik söylemler,
• milli güvenlik operasyonlarını hedef alan propaganda faaliyetleri,
• Türkiye karşıtı yabancı medya içeriklerinin dolaşıma sokulması açık biçimde görülebilmektedir.

Bu nedenle mesele artık yalnızca “hayvan tartışması” değildir.
Mesele, devletin toplumsal reflekslerine yönelik organize saldırıdır.

Bugün sosyal medya üzerinden yürütülen manipülasyonların önemli bölümü kontrollü öfke üretme modeliyle ilerlemektedir. İnsanların korkuları, travmaları, güvenlik kaygıları ve günlük yaşam stresleri bilinçli biçimde tetiklenmektedir.

Özellikle bazı platformlarda sistematik biçimde yayılan içeriklerde;

• “öldürün”
• “vurun”
• “hepsini temizleyin”
• “zehirleyin”
• “itlaf edin”

gibi ifadelerin sıradanlaştırıldığı görülmektedir.

Bu, yalnızca ahlaki çürüme değildir.
Bu aynı zamanda güvenlik alarmıdır.

Çünkü kriminoloji bilimi açısından hayvana yönelik şiddet son derece kritik bir erken uyarı göstergesidir.

Hayvana şiddeti normalleştiren toplum, zamanla insana şiddeti de normalleştirir.

Bugün bir canlıyı tekmelemeyi alkışlayan kalabalık, yarın insan linçlerini de alkışlayabilir.

Şiddetin psikolojisi böyledir.
Nefret bulaşıcıdır.
Linç kültürü bulaşıcıdır.

Özellikle dijital çağda bu bulaş çok daha hızlı gerçekleşmektedir.

Algoritmalar öfkeyi büyütmektedir.
Sosyal medya platformları korkuyu ödüllendirmektedir.
Provokatif içerikler daha fazla görünür hale getirilmektedir.

Böylece insanlar farkında olmadan organize psikolojik operasyonların taşıyıcısına dönüşmektedir.

Bu durum artık yalnızca iletişim konusu değil, güvenlik konusudur.
Çünkü hibrit savaşın yeni cephesi toplum psikolojisidir.

Devletin ilgili güvenlik birimleri artık yalnızca fiziki tehditleri değil; bilişsel tehditleri de merkeze almak zorundadır.

Bilişsel güvenlik, modern çağın en kritik alanlarından biridir.

Bir ülkenin ordusu güçlü olabilir.
Ekonomisi güçlü olabilir.
Savunma sanayisi gelişmiş olabilir.

Ancak toplumun psikolojik direnci çökertilirse, içeriden çözülme başlar.

İşte bugün sosyal medya üzerinden yürütülen organize nefret kampanyalarının hedeflerinden biri tam olarak budur:

İnsanların birbirine olan güvenini yıkmak.
Toplumun ortak vicdanını aşındırmak.
Devlet ile millet arasına psikolojik mesafe koymak.

İşte bu nedenle sosyal medya üzerinden yayılan organize nefret dili yalnızca etik sorun değil, milli güvenlik sorunudur.

Özellikle bireysel silahlanma çağrıları son derece kritik alarm alanıdır.

Burada çok önemli bir başka tehlike daha vardır: Vicdan aşınması.

Bir toplumun vicdanı çürütülürse, toplumsal çözülme başlar.

Bugün hayvanlara yönelik şiddeti alkışlayan bir dijital kültür oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Çünkü merhamet güçlü toplumların temelidir.

Türk devlet geleneği yalnızca güç üzerine kurulmamıştır.

Aynı zamanda vicdan, adalet, himaye ve merhamet anlayışı üzerine inşa edilmiştir.

Vicdanını kaybeden toplumlar kolay manipüle edilir.
Empati refleksi yok edilen bireyler daha kolay yönlendirilir.

İşte organize dijital nefret kampanyalarının en büyük hedeflerinden biri de budur:

İnsanları duygusal olarak sertleştirmek.
Merhameti zayıflatmak.
Şiddeti sıradanlaştırmak.
Linç kültürünü normalleştirmek.

Bir ülkeye zarar vermek için artık tank göndermek gerekmiyor.
Toplumun sinir sistemini bozmak yeterli oluyor.
İnsanları birbirine düşman etmek yeterli oluyor.
Devlete olan güveni aşındırmak yeterli oluyor.

Bugün savaşların önemli bölümü zihinlerde yürütülmektedir.
Toplumun psikolojik direnci hedef alınmaktadır.
İnsanların birbirine duyduğu güven yok edilmektedir.

Ve en tehlikeli olan da şudur:

İnsanlar çoğu zaman manipüle edildiklerini fark etmemektedir.

Dijital çağın en büyük tehlikesi budur.
İnsanları düşünmeden tepki veren refleks topluluklarına dönüştürmek.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey:

Daha fazla nefret değildir.
Daha fazla toplumsal akıldır.
Daha fazla şiddet çağrısı değildir.
Daha güçlü hukuk refleksidir.
Daha güçlü devlet-millet dayanışmasıdır.

Yetkililer artık şunu net biçimde görmek zorundadır: Bu mesele yalnızca sokak hayvanları meselesi değildir.

Bu mesele; bilişsel güvenlik, toplumsal istikrar, dijital psikolojik harp ve milli güvenlik meselesidir.

Çünkü mesele yalnızca bugünün tartışması değildir.
Mesele, Türkiye’nin toplumsal bağışıklığını koruyabilmesidir.
Mesele, çocuklara nasıl bir toplum bırakılacağıdır.
Mesele, devlet ile millet arasındaki vicdan köprüsünün korunabilmesidir.

Ve unutulmamalıdır:
Vicdanını kaybeden toplumlar önce birbirini kaybeder.
Birbirini kaybeden toplumlar ise dış operasyonlara açık hale gelir.