BİLİŞSEL KUDUZ VE ŞİDDETİN GENİŞLEYEN SINIRLARI: BUGÜNÜN KANLI GERÇEĞİ !

BİLİŞSEL KUDUZ VE ŞİDDETİN GENİŞLEYEN SINIRLARI: BUGÜNÜN KANLI GERÇEĞİ !

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ağustos 25, 2026 - 19:20

Toplumların ahlaki çözülmesi, geleceğe dair soyut bir kehanet ya da abartılı bir felaket senaryosu değildir. Bir toplumda vicdan sınırları aşındığında, şiddet bir ihtimal olmaktan çıkar; kanlı, somut ve vurucu bir gerçeklik olarak tam ortada durur. Şiddeti yalnızca münferit adli vakalardan ibaret görmek, göz göre göre gelen toplumsal yıkıma kör kalmaktır. Asıl bakılması gereken zihinsel zemin, meşrulaştırma mekanizmaları ve nefretin dilden eyleme dökülme biçimidir. Şiddet aniden belirmez; önce dilde başlar, algıyı zehirler, hedefi nesneleştirir ve nihayetinde ahlaki barajları yıkarak eyleme dönüşür. Günümüz Türkiye’sinde karşı karşıya olduğumuz tablo tam olarak budur. Bu durum basit bir asayiş sorunu değil; bireyden bireye sirayet eden ve kolektif ahlakı felç eden bir bilişsel güvenlik krizidir.

Ben bu zihinsel salgını ve toplumsal cinnet hâlini tanımlamak için “bilişsel kuduz” kavramını ortaya koydum. Buradaki kuduz biyolojik bir hastalık değildir; korkunun, nefretin, düşmanlaştırmanın, tehdit algısının ve şiddeti meşrulaştıran düşünce kalıplarının toplumsal dolaşıma sokulmasını ifade eden son derece sert ve gerçekçi bir metafordur. Bu süreç hafife alınamayacak kadar tehlikeli ve yıkıcıdır.

Bugün sokaktaki köpekler üzerinden yürütülen yıkıcı nefreti ve saldırganlık dilini incelerken; kedilere, martılara, kaplumbağalara ve en nihayetinde insanlara uzanan bu kanlı halkaları geleceğe dair bir tahmin olarak sunmak yanlıştır. Çünkü bu durum ileride yaşanacak bir ihtimal değil, bizzat bugün tanık olduğumuz somut bir gerçekliktir. Yazılanlar ve uyarılar birer kehanet değil, sokaklarda her gün yaşanan kanlı olayların ta kendisidir. Tehdit algısı çoktan genişlemiş; şiddetin barbarca sınırları köpeği aşmış, kediyi, martıyı, kaplumbağayı ve doğrudan insanı kapsayacak şekilde somutlaşmıştır.

Bu bir varsayım değil, bugün gerçekleşen vahşetin çıplak ve somut tablosudur:

Bir kadın, bir kaplumbağanın üzerinde acımasızca zıplayarak hayvanı ezerek katletmekte ve bu barbarlığın ardından sevinç naraları atabilmektedir.
Bir cani, bir kedinin kafasını ve patilerini kesip, kestiği bu organları o canlıyı besleyen kadının kapısına gözünü kırpmadan atabilmektedir.
Birileri martıları hedef almakta, sokak ortasında canlılara yönelik fütursuzca şiddet uygulamaktadır.
Birileri ellerine aldıkları zehirli etlerle veya benzinle sokaklardaki canlıları diri diri yakarak katletmektedir.
Bir diğer cani, eline aldığı pompalı tüfekle sokak ortasında kedi ve köpek avına çıkmakta, canlıları kurşun yağmuruna tutmaktadır.
Yetmemekte, bazı belediyeler kepçelerle ve iş makineleriyle toplu katliamlara imza atarak canlıları diri diri çukurlara gömmektedir.

Tüm bu yaşananlar gelecekte gerçekleşecek riskler değil, tam şu an tanık olduğumuz somut vahşetlerdir. Dehşet verici olan, bu barbarlık ikliminin insanlara da sıçramış olmasıdır. Çocukların sokak ortasında sebepsizce bıçaklandığı, annelerin ağır şekilde yaralandığı, insanların en küçük tartışmada birbirinin canına kastettiği adli vakalar; hayvana uygulanan vahşetten ve yaratılan nefret ikliminden bağımsız değildir. Hayvanın yaşam hakkını barbarca yok eden, onun acısından haz duyan bir zihniyetin; çocuğa, kadına ya da sokaktaki herhangi bir insana merhamet göstermesini beklemek akıl dışıdır.

7527 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu sonrasında kamu güvenliği ve sahipsiz hayvanlar üzerinden yürütülen tartışmalar, toplumda nefreti köpürten devasa bir manipülasyona dönüştürülmüştür. Kamu güvenliği tartışılabilir, idari sorumluluklar konuşulabilir; ancak hiçbir yasal düzenleme veya kamusal gerekçe bireysel vahşeti, katliamı ve nefreti meşrulaştıramaz. Devletin görevi şiddeti bireysel sapma olarak algılamak değildir,münferit bir kaç olay zannetmek değildir, hukuku ve yaşam hakkını teminat altına almaktır. Fakat ne yazık ki yaratılan söylem, münferit olaylardan kolektif düşmanlık üretmiş, zihinsel barajları yıkmış ve şiddeti "gerekli bir müdahale" kılıfına sokmuştur.

Sosyal medyadaki öfke ekonomisi ve algoritmik teşvikler bu cinneti her saniye beslemektedir. Öfke dikkat çektikçe, şiddet görüntüsü yayıldıkça ve nefret söylemi etkileşim aldıkça ahlaki duyarsızlaşma derinleşmektedir. Dehşet verici bir görüntü milyonlarca ekrana düşmekte, ardından "hak etti" cümleleri kurulmakta, şiddet savunulmakta ve sonunda toplumun vicdan alarmı tamamen susmaktadır. Oysa en büyük tehlike, fiziki saldırıdan önce gelen bu ahlaki duyarsızlaşmadır. Bir toplum bir canlının acısına tepki vermiyorsa, sorun sadece o cani değildir; sorun o toplumun felç olan vicdanıdır.

Bilişsel kuduz tam olarak budur: Şiddetin önce zihinde normalleşmesi, ardından sokaklara kan olarak dökülmesidir. Güvenlik anlayışını derhal genişletmek zorundayız. Devlet sadece suç işlendikten sonra polis veya adliye kanalıyla devreye giren bir mekanizma olamaz. Hayvana yönelik şiddet, çocuğa yönelik saldırı, kadına yönelik tehdit ve dijital alandaki nefret söylemleri aynı bütünsel risk haritası üzerinden ele alınmalıdır. Veri toplanmalı, nefret söyleminin hedef değiştirme kapasitesi analiz edilmeli ve şiddeti mümkün kılan zihinsel altyapı çökertilmelidir.

Tekraren ifade ediyorum ! Köpekler toplansın diye kamuoyu oluşturan Sosyal Medya dezenformasyonlarından bu günlere geldik !

Tabiat boşluğu kabul etmez, öyle oldu zaten !

Vatan haini Fetö’ye ve arkasında ki finans ağlarına fırsat doğdu !

Ve sonuç ortada !

ŞİDDET BİR “FETÖ/MOSSAD PROJESİDİR !!!

Defalarca uyardık, bir kez daha haykırıyoruz: Şiddetin hedefi akışkandır. Bugün köpek, kedi, martı, kaplumbağa olan somut hedef, yarın kaçınılmaz olarak çocuk, kadın ve insandır. Hayvanları güvenceye almadan, onların yaşama hakkını korumadan çocukları da insanları da güvenceye alamazsınız. Zihinsel salgını tedavi etmeden, meşrulaştırılan nefreti yok etmeden kamu düzeni sağlanamaz. Zehirle, benzinle, tüfekle, katliamla ve barbarlıkla düzen inşa edilemez. Köpekleri değil, KUDUZ OLMUŞ ZİHİNLERİ VE ONLARI AZMETTİREN VATAN HAİNİ TROLLERİ TOPLATIN !

BU MU GÜVENLİ SOKAKLAR !!!!!!!!!