Biz Bir Zamanlar Zengindik… Cebimizle Değil, Gönlümüzle

Biz Bir Zamanlar Zengindik… Cebimizle Değil, Gönlümüzle

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Temmuz 5, 2026 - 23:27

Biz bir zamanlar zengindik…

Ama bu zenginlik cüzdanda değildi; gönüldeydi.

Kapılar kilitlenmezdi. Çünkü korkudan önce güven vardı. Komşunun kapısı çalınmadan açılır, bir tas çorba, bir dilim ekmek paylaşılırdı. Kimse buna iyilik demezdi; çünkü o günlerde paylaşmak hayatın kendisiydi.

Köy yolları asfalt değildi belki… Ama insanlar birbirine giden yolu çok iyi bilirdi. Bir selamın, bir hâl hatırın, bir bardak çayın kıymeti vardı.

Okula giderken herkesin sırtında marka çantalar olmazdı. Kimimiz annemizin eski kumaşlardan diktiği bez çantayı omzuna takar, kimimiz defterini küçük bir naylon torbaya koyup öyle giderdi. O çantaların içinde ise bugünkünden daha büyük hayaller taşırdık.

Her dersin ayrı ayrı defteri de yoktu. Çoğumuzun biri kareli, biri çizgili olmak üzere en fazla iki defteri olurdu. Aynı defterin sayfalarında matematik de vardı, Türkçe de, hayat bilgisi de… Defterimiz azdı ama öğrenme hevesimiz çoktu.

Okulun en güzel günlerinden biri de dağıtım yapılan günlerdi. Bazen tahin helvası, bazen incir, bazen fındık dağıtılırdı. Hele tahin helvası verileceğini duyduğumuz gün, yanımıza özellikle ekmek götürür; helvayı arasına koyup dürüm yaparak büyük bir iştahla yerdik. O günkü mutluluğu bugün en zengin sofralarda bile bulmak kolay değil.

Teneffüs zili çaldığında bahçe bizim dünyamız olurdu. Uzun eşek, top, seksek, beştaş… Saatlerce oynar, yorulduğumuzu bile anlamazdık. Oyunlarımız pahalı değildi ama kahkahalarımız çok zengindi.

Oyuncaklarımızı da çoğu zaman kendimiz yapardık. Eski lastik ayakkabıların topuklarından tekerlek keser, çivilerden ve tahta parçalarından arabalar yapardık. Yağ tenekelerini değerlendirir, onlara dört teker takar, önüne bir çubuk yerleştirip direksiyon yapar; mahallede büyük bir gururla sürerdik. Hayal gücümüz, elimizdeki imkânlardan çok daha büyüktü.

Hazır oyuncak pek olmazdı. İstanbul'dan, Ankara'dan ya da İzmir'den gelen bir yakınımızın getirdiği küçücük plastik bir araba, bize dünyanın en büyük hediyesi gibi gelirdi. Günlerce elimizden düşürmez, gözü gibi saklardık.

Akşam olunca sobanın etrafında toplanır, büyüklerimizin anlattığı hatıraları dinlerdik. Televizyonun değil, muhabbetin sesi yükselirdi. Masallar anlatılır, nasihatler verilirdi. Belki farkında değildik ama o akşamlar bize sadece çocukluğumuzu değil, karakterimizi de hediye ediyordu.

Bayram sabahları ise bambaşka bir sevinçti. Yeni bir ayakkabı, temiz bir gömlek, büyüklerin elini öpmek ve mendilin içine konulan birkaç şeker… Mutluluk bazen işte bu kadar sadeydi.

Belki imkânlarımız azdı… Ama şükür çoktu. Evlerimiz gösterişli değildi… Ama gönüllerimiz dardı diyemezdik; tam tersine, herkese yetecek kadar genişti.

Bugün teknoloji gelişti, imkânlar arttı, hayat kolaylaştı. Ama keşke selamlarımız da çoğalsaydı… Keşke komşuluğumuz eskisi kadar sıcak, dostluğumuz eskisi kadar sağlam, vefamız eskisi kadar diri kalabilseydi.

Çünkü insanı zengin yapan; sahip oldukları değil, unutamadığı hatıralarıdır.

Geçmişi geri getiremeyiz. Ama geçmişin güzelliklerini geleceğe taşıyabiliriz. Çocuklarımıza sadece mal mülk değil; selam vermeyi, paylaşmayı, vefayı, saygıyı ve sevgiyi de miras bırakabiliriz.

Belki o zaman yıllar sonra onlar da dönüp, bizim bugün söylediğimiz o cümleyi söyleyecekler:

"Biz bir zamanlar zengindik… Cebimizle değil, gönlümüzle."

Kalem; vicdandan uzaklaşınca kelimeler çoğalır, hakikat azalır. Biz kalemimizi; vatanın, vicdanın ve vefanın yanında tutmaya devam edeceğiz.