CHP’de Asıl Kavga Yeni Başlıyor

CHP’de Asıl Kavga Yeni Başlıyor

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Mayıs 22, 2026 - 23:26

CHP bugün yalnızca bir siyasi parti krizi yaşamıyor. Aynı zamanda otorite boşluğu, emanet kavgası, liderlik meşruiyeti ve gelecek korkusu arasında sıkışmış durumda. Bu yüzden mesele artık sadece Kemal Kılıçdaroğlu mu, Özgür Özel mi, Ekrem İmamoğlu mu sorusu değildir. Mesele, CHP’nin kendi içinde kurumsal bir denge üretip üretemediği sorusudur.
*
Bir zamanlar Türkiye’de “devleti yönetmek zor” denirdi. Şimdi insanlar dönüp şunu söylüyor: “CHP’yi yönetmek devleti yönetmekten zor hale geldi.” Çünkü devletin anayasası var, kurumları var, hiyerarşisi var. CHP’de ise bugün herkesin birbirine karşı kurduğu ayrı bir masa, ayrı bir ekip, ayrı bir medya hattı var.
*
Kemal Kılıçdaroğlu’nun en büyük problemi belki de tam burada başladı. Kılıçdaroğlu uzun yıllar boyunca CHP’yi sert liderlik modeliyle değil, denge modeliyle yönetti. Kavga edenleri aynı masada tutmaya çalıştı. Birbirine benzemez yapıları bir arada tutarak seçim kazanabileceğini düşündü. Altılı Masa’nın doğuşu da buydu. Ama aynı model, zamanla CHP’nin içine de yayıldı. Parti ideolojik merkez olmaktan çıktı, ittifaklar federasyonuna dönüştü.
*
Bugün CHP’de yaşanan kırılmanın temelinde tam olarak bu var.
*
Özgür Özel’in genel başkanlığa gelişi, sadece bir “değişim hareketi” olarak okunmadı. Parti içindeki birçok kişi bunu “emanetin devri” gibi gördü. Çünkü CHP tabanında güçlü bir kanaat oluştu: Asıl gücün Özgür Özel’den çok Ekrem İmamoğlu hattında toplandığı düşünülüyor. Kurultay sürecinde delegelerden medya diline kadar birçok başlıkta İmamoğlu etkisinin hissedildiğine dair yorumlar yapıldı. Bu yüzden bugün partide yaşanan her tartışma dönüp dolaşıp Ekrem İmamoğlu eksenine bağlanıyor.
*
Burada kritik mesele şu: Kılıçdaroğlu gerçekten İmamoğlu’nu sadece belediye başkanı olarak mı büyüttü, yoksa farkında olmadan CHP’nin yeni güç merkezini mi oluşturdu?
*
CHP içindeki Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerin önemli bir kısmı ikinci görüşe inanıyor. Onlara göre Kılıçdaroğlu’nun en büyük siyasi hatası, parti içindeki alternatif gücü zamanında kontrol altına alamamasıydı. Çünkü belediyeler sadece hizmet üretmez; aynı zamanda medya, finans, kadro ve siyasi sadakat üretir. İstanbul gibi bir belediye ise Türkiye’de başlı başına bir siyasi ekosistemdir.
*
Bu yüzden bugün CHP’deki kriz yalnızca bir liderlik krizi değildir. Aynı zamanda belediyeler üzerinden büyüyen güç odaklarının çatışmasıdır.
*
Peki bundan sonra ne olur?
*
Kemal Kılıçdaroğlu’nun ani ve sert bir hamle yapması beklenmiyor. Çünkü Kılıçdaroğlu siyaset tarzı itibarıyla krizleri bağırarak değil, zamana yayarak yönetmeye çalışan bir isim oldu. Bu nedenle bayram sonrası “sessiz temizlik” denilen süreç ihtimal dahilinde. Yani doğrudan kavga etmek yerine, parti içindeki kadroları yeniden dizayn etmeye çalışan bir strateji görülebilir.
*
Ama burada kritik sorun şu: Parti binasını kontrol etmek başka, partinin ruhunu kontrol etmek başka şeydir.
*
Özgür Özel’in “burası benim partim” diyerek fiziksel kontrolü sertleştirmesi mümkündür. Ancak CHP tarihinde bina hiçbir zaman tek başına meşruiyet üretmedi. Deniz Baykal döneminde de, Ecevit döneminde de görüldü; tabanın aidiyeti bölündüğü an parti ikiye ayrılmış gibi görünür. Bu yüzden Kılıçdaroğlu’nun “CHP benim bulunduğum yerdedir” tarzı bir siyasi psikoloji oluşturma ihtimali küçümsenemez.
*
Çünkü bugün CHP’de iki ayrı meşruiyet tartışması var. Bir kesim “Kurultayı kazanan yönetir” diyor. Diğer kesim ise “Partiyi yıllarca sırtlayan lider tasfiye edilmez” görüşünü savunuyor.
*
Asıl tehlike tam burada başlıyor.
*
Eğer CHP içerisindeki kavga hukuki “mutlak butlan” tartışmalarından çıkıp duygusal kopuşa dönüşürse, belediye başkanları kendilerini koruma refleksi geliştirebilir. Çünkü belediye başkanları ideolojik değil, pragmatik davranır. Güç neredeyse oraya yaklaşırlar. Eğer merkez yönetimin sürekli değişeceğine inanırlarsa, bazı isimler bağımsız hareket etmeyi tercih edebilir.
*
Fakat toplu istifa senaryosu bugün için güçlü görünmüyor. Çünkü CHP’li belediye başkanlarının siyasi markası hâlâ CHP üzerinden yürüyor. CHP’den kopan bir belediye başkanı bir anda “yerel güç” olarak kalabilir ama ulusal meşruiyet kaybı yaşar. Türkiye’de siyasi partiler hâlâ kişilerin üstünde bir kimlik üretmeye devam ediyor.
*
İmamoğlu meselesine gelince…
*
Bugün toplumda iki farklı bakış oluşmuş durumda. Bir kesim “İmamoğlu CHP’ye dinamizm getirdi” diyor. Diğer kesim ise “CHP’nin içindeki güç savaşını hızlandırdı” görüşünde.
*
Hakkındaki iddialar konusunda nihai sözü elbette yargı söyleyecek. Ama siyasette bazen mahkeme kararından önce toplumsal algı oluşur. CHP’nin şu an en büyük problemi de tam olarak bu: Parti, kamuoyunda kendi iç tartışmalarıyla anılıyor. İddialar doğru olsun ya da olmasın, sürekli aynı başlıklarla gündeme gelmek CHP’nin kurumsal imajını aşındırıyor.
*
Ve belki de en ironik nokta şu:
*
Kemal Kılıçdaroğlu yıllarca Erdoğan’ı “tek adamlık” üzerinden eleştirdi. Ama bugün CHP’nin içine bakıldığında insanlar şunu tartışıyor: “Partiyi kim yönetiyor? Gerçek güç kimde? Delegeleri kim kontrol ediyor? Belediyeleri kim yönlendiriyor?”
*
Yani CHP, yıllarca eleştirdiği güç yoğunlaşmasının kendi iç versiyonuyla yüzleşiyor olabilir.
*
Türkiye siyaseti uzun yıllardır sağ-sol kavgasından çok, kontrol edilebilir yapı ile dağınık yapı arasındaki farkı tartışıyor. CHP bugün kendi içinde bunu çözemediği için, her kriz büyüyerek geri dönüyor.
*
Ve görünen o ki bu kavga daha bitmedi. Asıl kavga, taraflar birbirine tamamen açık konuşmaya başladığında başlayacak.
*
Peki özetle ne olur?
*
Bu işin özeti net: CHP eskiye dönerse, Cumhuriyet Halk Partisi’nden bir DSP daha çıkar.