SİYASETİN DİLİ SERTLEŞTİKÇE KAYBEDEN TÜRKİYE OLUYOR
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Türkiye bir süredir yeniden yüksek tansiyonlu bir siyasi iklimin içerisine sürükleniyor. Özellikle son günlerde kamuoyunda tartışılan “mutlak butlan” konusu, hukuki zeminin çok ötesine taşınarak siyasi kamplaşmanın yeni başlıklarından biri haline getirildi.
*
Oysa dikkat edilmesi gereken asıl mesele şudur: Siyasi kriz görüntüsü oluştuğu anda bunun bedelini yalnızca siyasetçiler ödemez. Bedeli; esnaf öder, emekli öder, işçi öder, yatırımcı öder, yani doğrudan millet öder.
*
Bugün Türkiye’nin içerisinde bulunduğu ekonomik şartlar ortadadır. Hayat pahalılığı, alım gücü, piyasaların kırılgan yapısı ve toplumun yaşadığı ekonomik baskı zaten ciddi bir hassasiyet oluştururken; siyasetin sürekli gerilim üreten bir zemine taşınması toplumsal psikolojiyi daha da olumsuz etkilemektedir.
*
Siyasetin görevi toplumu germek değil, topluma güven vermektir.
*
Ne yazık ki Türkiye’de uzun yıllardır siyasetin dili zaman zaman devlet ciddiyetinden uzaklaşıp sokak psikolojisine teslim olabiliyor. Sert açıklamalar, restleşmeler, meydan okumalar ve kutuplaştırıcı söylemler kısa vadede bazı çevreleri motive ediyor gibi görünse de uzun vadede devlete olan güven duygusunu zedeliyor.
*
Halbuki devlet yönetimi öfkeyle değil, akılla yapılır.
*
Demokrasi elbette itiraz hakkını da eleştiriyi de içinde barındırır. Ancak demokratik sistemin temel şartı; hukukun üstünlüğüne ve kurumların meşruiyetine zarar vermemektir. Bir ülkede sürekli kriz havası oluşturulursa, bunun ekonomiye de toplumsal huzura da ağır yansımaları olur.
*
Bugün dünya çok hassas bir dönemden geçiyor. Bölgemizde savaşlar, ekonomik riskler ve küresel kırılmalar yaşanırken Türkiye’nin içeride daha fazla birlik ruhuna ihtiyacı vardır. Çünkü güçlü devletler içeride kavga ederek değil, ortak akılla hareket ederek büyürler.
*
Önümüzde mübarek Kurban Bayramı var.
*
Bayramlar bu milletin mayasının yeniden güçlendiği zamanlardır. İnsanların birbirine sarıldığı, küslüklerin bittiği, yardımlaşmanın arttığı özel günlerdir. Böylesine önemli bir döneme girerken toplumun sürekli siyasi gerilimle meşgul edilmesi doğru değildir.
*
Bugün gerçekten ülkesini seven herkesin şunu düşünmesi gerekiyor: Bu milletin daha fazla kavgaya mı ihtiyacı var, yoksa huzura mı?
*
Ekonomik sıkıntı yaşayan milyonlarca insan varken; siyaset kurumunun önceliği toplumsal refahı artırmak, üretimi desteklemek, yatırım ortamını güçlendirmek ve vatandaşın moralini yükseltmek olmalıdır.
*
Aynı zamanda sosyal dayanışma ruhunun güçlenmesi gerekiyor. Gelir seviyesi yüksek olan insanların ihtiyaç sahiplerine destek olması, paylaşma kültürünün büyümesi ve toplumsal vicdanın canlı tutulması bugün her zamankinden daha kıymetlidir. Çünkü güçlü toplum yalnızca ekonomik güçle değil, vicdan ve merhametle ayakta kalır.
*
Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlü bir devlettir. Bu devlet hukukla yönetilir, kanunla yönetilir, millet iradesiyle yönetilir.
*
Seçilmiş Cumhurbaşkanımızın liderliğinde; tüm siyasi partilerin, toplumun tüm kesimlerinin ve devlet kurumlarının daha yapıcı, daha sağduyulu ve daha sorumlu bir anlayışla hareket etmesi gerektiğine inanıyorum.
*
Çünkü bu ülkenin kaybedecek zamanı yok.
*
Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey; gerilim siyaseti değil devlet aklıdır. Kutuplaşma değil toplumsal birliktir. Öfke dili değil sağduyudur.
*
Ve unutulmamalıdır ki; siyaset gelip geçicidir ama devlet bakidir.