Dostumuz Kim: Biz mi, Saadetimiz mi?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
"İnsanın dostu yoktur, saadetin dostu vardır."
Toplumun hafızasında yer etmiş bu söz, ilk bakışta hayli sert görünür. Ancak hayatın farklı dönemlerine dönüp baktığımızda, bu cümlenin neden hâlâ dilden dile dolaştığını anlamak zor değildir.
İnsan başarılı olduğunda çevresi genişler. Makam sahibi olduğunda selam verenlerin sayısı artar. Maddi imkânları yerindeyse davetler eksik olmaz. Bir başarı hikâyesinin etrafında oluşan kalabalık, çoğu zaman dostluk olarak yorumlanır. Oysa asıl soru şudur: O başarı ortadan kalktığında o kalabalık yerinde duracak mıdır?
Hayat, bu sorunun cevabını defalarca vermiştir.
İşini kaybeden, iflas eden, hastalanan ya da gözden düşen insanların yaşadığı yalnızlık, çoğu zaman sadece ekonomik veya sosyal bir kayıp değildir. Aynı zamanda çevrelerindeki insanların gerçek niyetlerini de ortaya çıkaran acı bir sınavdır. Dün kapısını aşındıranların bugün telefonuna cevap vermemesi tesadüf değildir. Çünkü bazı ilişkiler, insanın kendisiyle değil; sahip olduğu imkânlarla kurulmuştur.
Burada suçlanması gereken yalnızca bireyler değildir. Modern hayat da insan ilişkilerini giderek fayda eksenine çekiyor. "Bana ne kazandırır?" sorusu, farkında olmadan birçok dostluğun temel ölçüsü hâline geliyor. Kariyer hesapları, sosyal çevre beklentileri ve çıkar dengeleri, samimiyetin önüne geçebiliyor.
Oysa gerçek dostluk, bolluk günlerinin değil, yokluk zamanlarının tanığıdır. Dost; alkışın yükseldiği gün değil, sessizliğin çöktüğü gün yanınızda durandır. Çünkü vefa, menfaatin bittiği yerde başlar.
Belki de bu nedenle hayatın en değerli muhasebesi banka hesaplarında değil, zor günlerde çalan telefonlarda yapılır. İnsan, sıkıntıya düştüğünde aslında çevresini değil, dostlarını saymaya başlar. Ve çoğu zaman o sayının beklediğinden çok daha az olduğunu görür.
Bu tablo karamsarlık üretmek için değil, ilişkilerimizi yeniden sorgulamak için önemlidir. Dostluğu alkışta değil, fedakârlıkta arayan toplumlar daha güçlü olur. Çünkü güvenin olmadığı yerde ne dayanışma gelişir ne de sağlam bir sosyal yapı kurulabilir.
"İnsanın dostu yoktur, saadetin dostu vardır." sözü, belki de insanı umutsuzluğa değil, gerçeğe davet ediyor. Asıl mesele dost bulmak değil; saadetimiz eksildiğinde de yanımızda kalacak insanlara hak ettikleri değeri verebilmektir.
Hayatın en zor zamanları, en acı dersleri verir. Ama aynı zamanda en büyük gerçeği de gösterir: Kalabalıklar geçicidir; vefa ise her dönemde az bulunan bir servettir.