Kapıları Kilitli Barınaklar, Vicdanı Kilitli Belediyecilik
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Türkiye’de yıllardır sokak hayvanları tartışılıyor. Kanunlar değişiyor, yönetmelikler hazırlanıyor, siyasi tartışmalar büyüyor. Ancak bütün bu gürültünün içinde kimsenin cesaretle sormadığı bir soru var:
Belediye barınakları neden hâlâ gerçek anlamda şeffaf değil?
Bir belediye, milletin vergileriyle ayakta duruyorsa, yaptığı her iş millet adına yapılmaktadır. O halde belediyeye ait hayvan bakımevlerinin kapıları neden kamuoyuna kapalıdır? Neden bağımsız gözlem mekanizmaları sınırlıdır? Neden vatandaşın aklındaki sorulara tam anlamıyla cevap verecek şeffaf bir sistem kurulamamaktadır?
Şeffaflıktan uzak her kamu kurumu, ister istemez güven kaybeder.
Sokak hayvanları meselesinin bugün bu kadar büyümesinin en önemli sebeplerinden biri, yıllarca sorunun kaynağına inilmemesidir. Popülasyon kontrolü ihmal edilmiş, kısırlaştırma çalışmaları birçok yerde yetersiz kalmış, veri yönetimi güçlendirilememiş, denetim mekanizmaları ise kamuoyunun güvenini sağlayacak düzeyde işletilememiştir.
Sonra dönüp “Bu sorun neden büyüdü?” diye soruyoruz.
Sorunun büyümesine şaşırmamak gerekir. Çünkü ihmal edilen her kamu politikası, zamanla daha büyük bir toplumsal probleme dönüşür.
Bugün vatandaşın güvenmediği şey yalnızca sosyal medyada dolaşan görüntüler değildir. İnsanlar artık sistemin kendisine güven duymakta zorlanıyor. Çünkü güven, açıklamalarla değil; şeffaf uygulamalarla inşa edilir.
Barınakların kapıları kapalıysa, düzenli bağımsız denetimler kamuoyuna açık biçimde paylaşılmıyorsa, faaliyet raporları ayrıntılı yayımlanmıyorsa ve süreçler toplum tarafından izlenemiyorsa, vatandaşın aklındaki soru işaretlerini ortadan kaldırmak kolay değildir.
Kamu yönetiminde en tehlikeli şey, denetimsizliktir.
Denetlenmeyen sistem zamanla kendi doğrularını üretmeye başlar. Hesap vermeyen yönetim anlayışı ise eleştiriyi düşmanlık olarak görmeye başlar.
Oysa eleştiri, kamu hizmetinin düşmanı değil; kalitesini artıran en önemli araçtır.
Belediyeler, sokak hayvanları konusunda eleştiriler karşısında savunmaya geçmek yerine şu soruyu kendilerine sormalıdır:
“Vatandaş neden bize güvenmiyor?”
Bu sorunun cevabı, uzun basın açıklamalarında değil; uygulamalardadır.
Toplum artık söz değil, veri görmek istiyor.
Kaç hayvan kısırlaştırıldı?
Kaçı tedavi edildi?
Kaçı sahiplendirildi?
Barınakların kapasitesi nedir?
Veteriner hekim sayısı yeterli mi?
Denetimler ne sıklıkla yapılıyor?
Denetim raporları neden düzenli olarak yayımlanmıyor?
Bu soruların açık ve düzenli şekilde cevaplandığı bir sistemde dedikodu da azalır, kutuplaşma da.
Ancak bilgi paylaşılmadığında söylentiler büyür, güvensizlik derinleşir.
Sokak hayvanları meselesini yalnızca güvenlik penceresinden okumak da, yalnızca duygusal bir yaklaşımla ele almak da çözüm üretmez. Bu mesele öncelikle bir kamu yönetimi meselesidir.
İyi belediyecilik; planlama, bilim, şeffaflık ve hesap verebilirlik üzerine kuruludur.
Kötü belediyecilik ise sorunları yıllarca erteleyip sonunda krizi yönetmeye çalışmaktır.
Yıllarca yeterli ölçekte uygulanamayan kısırlaştırma politikalarının bedelini bugün bütün toplum ödüyor. Hayvanlar da ödüyor, vatandaşlar da ödüyor, belediyeler de ödüyor.
En acı olan ise şudur:
Sorun büyüdükçe birbirine düşman edilen yine toplum oluyor.
Bir tarafta güvenlik endişesi yaşayan insanlar...
Diğer tarafta hayvan refahını savunan vatandaşlar...
Oysa gerçek çözüm, bu iki kesimi karşı karşıya getirmek değil; belediyeciliği daha güçlü hâle getirmektir.
Şeffaflık, taraf tutmaz.
Denetim, ideolojik değildir.
Hesap verebilirlik, siyasi tercih değildir.
Bunlar çağdaş kamu yönetiminin vazgeçilmez ilkeleridir.
Bugün birçok belediyenin yapması gereken ilk iş, yüksek duvarlar örmek değil; yüksek güven inşa etmektir.
Bunun yolu ise çok açıktır.
Barınaklar düzenli olarak bağımsız denetime açılmalıdır.
Meslek odaları, veteriner hekimler ve ilgili sivil toplum kuruluşları belirli kurallar çerçevesinde süreci gözlemleyebilmelidir.
Aylık faaliyet raporları ayrıntılı biçimde yayımlanmalıdır.
Kısırlaştırma, tedavi ve sahiplendirme verileri dijital ortamda herkes tarafından görülebilmelidir.
Şeffaflık teknolojinin bu kadar geliştiği bir çağda tercih değil, zorunluluktur.
Çünkü vatandaş artık sadece vergi vermiyor; hesap da soruyor.
Ve bunun en doğal hakkı olduğunu biliyor.
Hiçbir belediye, “Bize güvenin.” diyerek güven inşa edemez.
Güven istenmez.
Güven kazanılır.
Güven ise ancak şeffaflıkla kazanılır.
Bugün belediyeciliğin önündeki en büyük sınav asfalt yapmak değildir.
En büyük sınav, yönettiği her süreci toplumun denetimine açabilmektir.
Kapıları kilitli olan yalnızca bazı barınaklar değildir.
Asıl kilitli olan anlayıştır.
Eleştiriyi tehdit gören...
Denetimi yük olarak gören...
Şeffaflığı risk olarak gören...
İşte değişmesi gereken tam da bu zihniyettir.
Türkiye’nin ihtiyacı daha yüksek duvarlar değil, daha açık kapılardır.
Daha fazla gizlilik değil, daha fazla hesap verebilirliktir.
Daha fazla polemik değil, daha fazla bilimdir.
Sokak hayvanları meselesi ancak güven üzerine kurulmuş bir kamu yönetimi anlayışıyla çözülebilir.
O güveni sağlayacak olan da ne sloganlardır ne de günlük siyasi tartışmalar.
O güveni sağlayacak olan tek şey; şeffaf, denetlenebilir ve hesap verebilen belediyeciliktir.
Kapılar açıldığında yalnızca barınaklar görünmeyecektir.
Aynı zamanda belediyeciliğin gerçek kalitesi de görülecektir.
İşte o gün, toplumun güveni yeniden inşa edilmeye başlanacaktır.