Karadeniz'in Yeşili Yerinde... Peki Ya Ruhu?

Karadeniz'in Yeşili Yerinde... Peki Ya Ruhu?

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Temmuz 6, 2026 - 22:04

1984 yılı...

İlkokulun ilk yıllarında tanıştım Karadeniz'le.

Dolmuşların teybinde Zeki Müren'in Kahır Mektubu çalardı. Virajlı yolların, sisli dağların arasında o şarkının hüznü yolculuğa eşlik ederdi.

Kadınlar sırtlarında küfeleriyle dik yamaçlarda çay ve fındık toplardı. Erkeklerin çoğu ekmek parası için İstanbul'da ya da yurt dışındaydı. Yoksulluk vardı ama onur da vardı. İmkânlar azdı ama dayanışma çoktu.

Karadeniz'i Karadeniz yapan yalnızca yemyeşil doğası değildi; insanıydı.

Aradan 41 yıl geçti.

Bu yaz büyük bir òzlemle Karadeniz'e kavuşmak için yeniden gittim.

Dağlar yine yerindeydi. Dereler aynı coşkuyla akıyor, Ayder Yaylası yine bütün ihtişamıyla karşılıyordu insanı. Doğa hâlâ büyüleyiciydi.

Ama içimde büyük bir acı hissettim:

Karadeniz'deydim ama kendimi Karadeniz'de hissetmiyordum. Sanki yıllar önce tanıdığım o coğrafyada değil, yabancısı olduğum başka bir ülkede dolaşıyormuş gibiydim. Doğası değişmemişti ama bana tanıdık gelen sesler, yüzler ve o eski sıcaklık da sanki yerini bambaşka bir atmosfere bırakmıştı.

Çocukluğumun Karadeniz insanını göremedim, bulamadım. Başka insanlar vardı, başka kültürler.

Son yıllarda özellikle Doğu Karadeniz, Körfez ülkelerinden gelen turistlerin yoğun ilgi gösterdiği bir bölge hâline geldi. Bunun nedenleri aslında açık. Yazın bunaltıcı sıcaklardan kaçan aileler için Karadeniz'in serin iklimi büyük bir cazibe oluşturuyor. Türkiye'nin yıllardır bu pazara yönelik tanıtım çalışmaları, doğrudan uçuşların artması ve bölgenin doğa turizmi açısından öne çıkarılması bu ilgiyi daha da büyüttü.

Buna karşılık Avrupa pazarı uzun yıllardır daha çok Akdeniz ve Ege kıyılarına yönlendirildi. Karadeniz ise doğasıyla farklı bir turizm kitlesinin gözdesi oldu.

Ekonomik açıdan bakıldığında bunun faydaları inkâr edilemez. Oteller doluyor, restoranlar çalışıyor, esnaf kazanıyor, bölgeye yatırım geliyor.

Ancak kalkınmanın yalnızca ekonomik göstergelerle ölçülmesi yeterli değildir.

Bir kentin, bir yaylanın, bir coğrafyanın asıl değeri; kimliğidir.

Dünyanın her yerinden insanlar gelsin. Karadeniz'in güzelliklerini görsün, bölge ekonomisine katkı sağlasın.

Sorun ziyaretçiler değil.

Sorun; turizm büyürken yerel kültürün, mimarinin, yaşam biçiminin ve en önemlisi Karadeniz'in ruhunun geri planda kalmasıdır.

Bir coğrafya sadece yollarla kalkınmaz.

İnsanıyla, kültürüyle, sesiyle, kokusuyla ve hafızasıyla yaşar.

41 yıl sonra Karadeniz'e baktığımda yeşilin hâlâ aynı yeşil olduğunu gördüm.

Ama o yeşilin içinde büyüdüğüm ruhu bulamadım.

Belki de insan yıllar sonra çocukluğunu arıyor.

Belki de değişen Karadeniz değil, dünya..

Ama yine de içimde aynı soru kaldı:

Kalkınırken, Karadeniz'i Karadeniz yapan ruhu da koruyamaz mıydık?