İSA NEBİ ÇİLESİ ŞERİA’DA

İSA NEBİ ÇİLESİ ŞERİA’DA

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Mayıs 23, 2026 - 00:15

Batı Şeria ifadesi, bölgedeki ırmağa atıfta bulunsa da ben burayı Şeria bölgesi, yani meşruiyet bölgesi olarak tanımlıyorum. Bu tanıma Batı Şeria’yı, Kuzey Şeria’yı ve Güney Şeria’yı da dahil ediyorum. Burası, İslam’ın mukaddes topraklarından biridir. Bu topraklar yalnızca siyasi haritalarla okunacak bir yer sayılamaz; aynı zamanda peygamberlerin hatırasını, insanlığın imtihanını ve mazlumların çilesini taşıyan bir coğrafyadır.
*
“Musa Nebi’nin beşiği” dememin sebebi de budur. Musa Nebi, annesi Yohebed’in Allah’ın ilhamıyla onu Firavun’dan korumak için bir beşiğe koymasıyla kurtulmuş, nihayetinde Firavun’un zulmüne karşı ilahi bir işaret hâline gelmiştir. Bugün oradaki çocukların hedef alınması da bize aynı karanlık zihniyeti hatırlatıyor. Çünkü zalim düzenler, çocukların büyüyüp hakikati savunmasından korkar.
*
Firavun döneminde erkek çocukları hedef alınıyordu. Bugün ise Gazze’de ve Filistin coğrafyasında yaşananlar; çocuk, kadın, yaşlı, hasta ayrımı gözetmeden insanlığın vicdanını yaralayan bir tablo ortaya koyuyor. Bu vahşetin karşısında susmak, insanın kendi kalbine karşı da ağır bir sorumluluk doğurur.
*
Orada yaşananlar iki ordunun klasik savaşı gibi anlatılamaz. Bir devletin, sivil halkı kuşatma altında tutması; çocukların, ailelerin, hastanelerin, ibadethanelerin ve yaşam alanlarının hedef hâline gelmesi, yalnızca siyasi bir kriz olarak görülemez. Bu, insanlığın ortak vicdanına yönelmiş büyük bir sınavdır.
*
7 Ekim meselesi de tek başına bir başlangıç gibi okunamaz. Bu tarih, uzun yıllara yayılan ablukanın, Mescid-i Aksa’ya yönelik saygısızlıkların, evlerinden koparılan insanların, sokaklardan alınan sivillerin ve Filistin halkının biriken çığlığının ardından gelen kırılma noktalarından biri olarak değerlendirilmelidir.
*
Bir halkın sesini duyurma çabasına “gürültü yapma” denilemez. Bir halkın yaşam hakkını, evini, toprağını ve kutsal mekânlarını savunması güvenlik bahanesiyle yok sayılamaz. Varlık hakkı, başka bir halkı yok sayarak kurulamaz. Asıl meşruiyet, adalette ve insan onuruna saygıda aranmalıdır.
*
Bugün Filistin’de yaşananlar, tarih boyunca mazlum halklara uygulanan ağır zulümleri hatırlatıyor. Mukaddes beldelerde çocukların, bebeklerin ve sivillerin hedef alınması; peygamberlerin mirasına, insanlığın ortak ahlakına ve vicdanın en temel ölçülerine aykırıdır.
*
Medyada ve dijital dünyada ise başka bir savaş daha yürütülüyor. Gerçekler çarpıtılıyor, hakikat perdeleniyor, acıların üstü kavram oyunlarıyla örtülmeye çalışılıyor. Kur’an-ı Kerim’in işaret ettiği yalancılık ve hakikati örten tutum, bugün kara propaganda yoluyla kendini gösteriyor. Bu nedenle yalnızca sahadaki zulme karşı çıkmak yetmez; hakikatin çarpıtılmasına karşı da uyanık olmak gerekir.
*
Benim kanaatim şudur: Bugün Gazze’de Musa mücadelesi, Batı Şeria’da ise İsa çilesi yaşanıyor. Kerbela bugün Gazze’dedir. Mazlumun susuz bırakılması, annenin evladına sarılamaması, çocuğun gökyüzüne korkuyla bakması, insanlığın hafızasında silinmeyecek izler bırakıyor.
*
Bizim dini argümanlarımız bizi aydınlatıyor; fakat asıl mesele, bu hakikatlerden ders çıkarabilmektir. Eğer bu musibetten ders alabilirsek, hem kendimizi toparlayabilir hem de Batı’da uyanan vicdanlara bir ses, bir fikir ve bir istikamet sunabiliriz.
*
Bugün yapılması gereken şey; öfkeyi körüklemekten çok, hakikati diri tutmak, mazlumun yanında durmak ve insanlığın ortak vicdanını ayağa kaldırmaktır.
*
Çünkü Gazze’de ve Şeria’da yaşananlar yalnızca bir coğrafyanın dramı sayılamaz. Bu acı, insanlığın aynasıdır.
*
Arzın neresinde bir mazlum ağlıyorsa, insanlık orada imtihandadır.