ÇINARIN GÖLGESİNİ KAYBETMEDEN KIYMETİNİ BİLMEK
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
İnsan, hayatının en büyük yanılgılarını çoğu zaman kaybettiklerinin ardından fark ediyor.
Yanı başında duran bir insanın kıymetini, onun yokluğunda anlamak kadar ağır bir imtihan var mı bilmiyorum.
Bazı insanlar vardır; hayatınıza sessizce girer, gürültü çıkarmadan yerleşir. İyi gününüzde sevincinizi çoğaltır, kötü gününüzde derdinizi paylaşır. Siz konuşmadan neye ihtiyacınız olduğunu anlar. Elinizi tuttuğunda sadece elinizi değil, yükünüzü de tutar.
Sonra bir gün dönüp bakarsınız…
O insan yoktur.
İşte insanın en ağır pişmanlığı da burada başlar.
Çünkü bazı yoklukların telafisi yoktur. Bazı insanlar bir kez gider ve ardından söylenecek bütün “keşke”ler, kapısına bırakılmış çiçeklerden başka bir anlam taşımaz.
Oysa kıymet bilmek, cenazelerin başında öğrenilecek bir erdem değildir.
Bir insanın kıymeti, nefes alırken bilinmelidir.
Elini tutabiliyorken tutmalı insan.
Gönlünü alabiliyorken almalı.
“İyi ki varsın.” diyebiliyorken demeli.
Çünkü hayat, bazı cümleleri söylemek için bize ikinci bir fırsat vermiyor.
Bugünün dünyasında insanın en büyük sınavlarından biri de gerçek olanla gösterişli olanı birbirinden ayırabilmek.
Sahte gülüşler, gösterişli dostluklar, sosyal medyada parlatılan hayatlar…
Herkes mutlu.
Herkes başarılı.
Herkes birbirinin dostu.
Ama nedense insanın başına bir dert geldiğinde o kalabalıkların çoğu bir anda sessizleşiyor.
Çünkü bazı insanlar sizin yanınızda sizi sevdikleri için değil, sizin yanınızda olmanın onlara sağladığı konfor için duruyor.
Sofranız kalabalıksa herkes dost.
Kapınız açıksa herkes misafir.
İtibarınız varsa herkes sizi tanıyor.
Ama ışıklar söndüğünde, sofralar dağıldığında ve insan kendi derdiyle baş başa kaldığında gerçek yüzler ortaya çıkıyor.
İşte o zaman anlıyorsunuz:
Her parlayan şey ışık değilmiş.
Bazı ışıltılar yalnızca gözleri kamaştırıyor.
Yol göstermiyor.
İnsanları tanımak için güzel günlere değil, fırtınalara bakmak gerekir.
Çünkü güneşli havada herkes yanınızda yürür.
Asıl mesele yağmur başladığında kimin sizinle ıslandığıdır.
Kimi düşüşünüzü uzaktan izler.
Kimi başınıza gelenleri merak eder.
Kimi de yüzüne acıma ifadesi takıp için için yaşadığınız yıkımdan beslenir.
Bunların gözyaşı da vardır elbette.
Ama bazı gözyaşları vardır ki insana değil, kendi vicdanına dökülür.
Halk buna “timsah gözyaşı” der.
Ben ise buna, insanın acısını bile kendi gösterisinin bir parçasına dönüştürmesi derim.
Gerçek dost sizin düştüğünüz yerde fotoğraf çekmez.
Elini uzatır.
Gerçek eş, herkes sizi alkışlarken yanınızda durmakla yetinmez.
Herkes sustuğunda da elinizi bırakmaz.
Gerçek vefa ise menfaatin bittiği yerde başlar.
Bazen geçmişi özlüyorum.
İnsanların daha az konuşup daha çok hissettiği zamanları…
Bir evde cenaze varsa komşular televizyonun sesini kısardı.
Bir evden ağıt yükseliyorsa kimse kapısının önünde kahkaha atmazdı.
Çünkü başkasının acısına saygı göstermek bir görgü kuralından önce insanlık meselesiydi.
Yas ortak yaşanırdı.
Acı ortak bilinirdi.
Bugün ise aynı hassasiyeti en yakınımızdakilerden bile bekleyemiyoruz.
Siz içinizde bir yangın taşırken, bir başkası hayatının en parlak anlarını gözünüzün önünde sergileyebiliyor.
Elbette herkes kendi hayatını yaşayacak.
Kimse başkasının acısına mahkûm değil.
Ama insan olmak başka bir şeydir.
Vicdan, neşenizin zamanını ve yerini bilebilmektir.
Hayat bana şunu öğretti:
Bazı insanlar çınarın gölgesinde büyür ama bir gün çınarın kendisini büyüten olduğunu unutur.
Çınarın gölgesinden faydalanır.
Gücünden beslenir.
İtibarından yararlanır.
Verdiği imkânlarla kendine bir hayat kurar.
Sonra da dönüp çınarın dallarını değil, köklerini sarar.
Çınar onu ayakta tutarken, o çınarı içeriden tüketmeye başlar.
İşte bazı ilişkiler de böyledir.
Bir insanın sevgisini, emeğini, sadakatini ve fedakârlığını sonsuz bir kaynak zannetmek…
Ta ki o insan yorulana kadar.
Ta ki gönlü kırılana kadar.
Ta ki içinde size ayırdığı son güzel duyguyu da tüketene kadar…
Sonra bir gün karşınızda eskisi gibi size bakan değil, sizi tanıdığı hâlde artık size güvenmeyen bir insan bulursunuz.
Ve bazı kapılar o gün kapanır.
Sessizce.
Gürültüsüz.
Ama sonsuza kadar.
İhanet bazen bir başkasına gitmek değildir.
Bazen karşınızdaki insanın size rağmen yaptığı seçimdir.
Bazen size rağmen kurduğu bir hayat…
Size rağmen verdiği bir değer…
Size rağmen gösterdiği vefasızlık…
İnsan belki birçok şeyi affeder.
Ama kendisine rağmen yapılanı unutmaz.
Çünkü orada sadece kalp kırılmaz.
İnsanın kendisine verdiği değer de sarsılır.
Bir noktadan sonra mesele “Beni neden üzdün?” olmaktan çıkar.
Ben sana bunu hak edecek ne yaptım? sorusuna dönüşür.
İşte o soru, insanın içindeki en sessiz vedadır.
Hayat, kaybettiklerimizin ardından pişmanlık biriktirmek için verilmiş bir yolculuk değil.
Hayat, elimizdekilerin kıymetini zamanında anlayabilme sanatıdır.
Bugün yanınızda olan insanın elini tutun.
Size emek verenin emeğini küçümsemeyin.
Sizi düştüğünüz yerde kaldıranın kıymetini, ayağa kalktığınızda unutmayın.
Sizi gerçekten seveni, sırf daha parlak göründüğü için sahte ışıltıların uğruna kaybetmeyin.
Çünkü insan bazen kaybettiği kişinin ardından ağlamaz.
Kendi yaptığı seçimin ardından ağlar.
Ve bazı pişmanlıklar vardır; insan onları ömrü boyunca taşır.
Ben artık şuna inanıyorum:
Çınarın gölgesinde duruyorsanız, gölgesinin kıymetini güneş tepeden vurduğunda anlayın.
Sarmaşığın ışıltısına aldanıp çınarı terk etmeyin.
Çünkü sarmaşık size gölge vermez.
Çınar verir.
Sarmaşık size güç vermez.
Çınar verir.
Ve çınar bazen siz fark etmeden yıllarca sizi güneşten, yağmurdan, fırtınadan korur.
Sonra bir gün dönüp bakarsınız…
Çınar yerindedir.
Ama siz onun gölgesini kaybetmişsinizdir.
İşte o zaman anlarsınız;
Bazı insanların değeri, hayatımızdan çıktıklarında değil, hâlâ hayatımızdayken bilinmelidir.
Çünkü hayatın en büyük zenginliği, etrafınızdaki kalabalık değildir.
Düştüğünüzde elinizi tutacak birkaç gerçek insanın varlığıdır.
Ve insanın geride bırakacağı en kıymetli miras da şudur:
Birilerinin hayatına dokunmuş olmak…
Bir gönlü incitmeden yaşamak…
Vefayı menfaate ezdirmemek…
Ve en önemlisi;
Size gerçekten kıymet veren insanları, sizi yalnızca kullanırken değerli görenlerle değiştirmemek.
Çünkü günün sonunda herkesin ışığı söner.
Kalabalıklar dağılır.
Gösteriş biter.
Geriye yalnızca kim olduğunuz ve kimin kalbine iyi geldiğiniz kalır.