Diyarbakır'dan Notlar
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Birkaç gündür Diyarbakır'dayım. Bu satırları da bu kadim şehirden yazıyorum. Surların gölgesinde yürüdüm; çarşılarını dolaştım, esnafıyla sohbet ettim, pek tabii bol bol çay içtim.
Unutmadan... Diyarbakır mutfağını anlatmaya kalksam kelimeler yetersiz kalır. Yemek yemeyi seven biri olarak bunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. O ayrı bir yazı konusu olsun.
Şehri tanımanın en güzel yollarından biri de sokaklarında yürümek, insanların gözlerine bakmak, ne konuştuklarını, ne anlatmaya çalıştıklarını dinlemek değil mi? Şehirlerin gerçek hikâyesini en çok da insanlar yazmaz mı?
Diyarbakır'da ilk dikkatimi çeken şey hayat.
Hayat bütün canlılığıyla sokaklara taşmış. Akşam geç saatlere kadar caddeler dolu. Kadınlar, çocuklar, gençler... Çay bahçelerinde koyu sohbetler var. Esnaf dükkânının önüne attığı masada çayını yudumluyor. Şehir, sanki uzun yılların ardından yeniden kendi ritmini buluyor.
İnsanlara geçmişi sordum.
Hendek olaylarını... Terör nedeniyle girilemeyen sokakları... Erken saatlerde kapanan dükkânları... Geleceğe güvenle bakılamayan günleri...
Hepsini anlattılar. Anlattıkça yeniden yaşadılar.
Sonra bugüne geldik.
Bu defa korkuyu değil, huzuru anlattılar. Hayatın normalleştiğini, insanların yeniden nefes aldığını söylediler. Akşam saatlerinin artık tedirginliğin değil, sohbetin vakti olduğunu anlattılar.
Terör uzun yıllar yalnızca Diyarbakır'ın sokaklarını değil, insanının ruhunu da yaralamış. Şimdi ise o ruh yeniden doğruluyor.
Terörsüz Türkiye'nin Toplumdaki Karşılığı
Terörsüz Türkiye üzerine daha önce de çok yazdım. Israrla aynı noktaya dikkat çektim. Çünkü bu mesele yalnızca güvenlik başlığı altında değerlendirilemez. Ekonomiyi, toplumsal hayatı, kültürü ve en önemlisi geleceğe dair ortak umudu doğrudan ilgilendiren tarihî bir eşikten söz ediyoruz. Nihai başarıyı belirleyecek olan da toplumun vereceği karşılıktır.
Diyarbakır'da geçirdiğim günler bunun sahadaki karşılığını görmemi sağladı.
Konuştuğum insanların ortak kanaati son derece açıktı. Silahların tamamen susmasını, hiçbir eve şehit haberinin düşmemesini istiyorlar. İki yıldır devam eden çatışmasızlığın oluşturduğu huzur da bu beklentiyi daha da güçlendirmiş durumda.
Fakat beklentileri bununla sınırlı değil. İnsanlar geçici bir rahatlama değil, kalıcı bir normalleşme bekliyor. Bu yüzden gözler Meclis'te.
Çünkü bu insanlar terörün yalnızca can almadığını yaşayarak gördüler. Terör ekonomiyi yavaşlattı, yatırımları durdurdu, göçü artırdı, gençlerin hayallerini küçülttü. En ağır bedellerden birini de Diyarbakır ödedi.
Bunu ekranlardan görmek mümkün değil. Diyarbakır sokaklarında yürüdüğünüzde hissediyorsunuz. İnsanlarla konuştuğunuzda bu sürecin neden güçlü bir toplumsal destek gördüğünü daha iyi anlıyorsunuz.
Bir ayrıntıyı da not edelim. Sürecin yeniden tıkanmasını isteyenlere karşı Diyarbakırlıların belirgin bir toplumsal refleksi oluşmuş durumda. İnsanlar eski günlere dönmek istemiyor.
Diyarbakır'ı Kalkındırmak, Gençlere Gelecek Vermek
Elbette güvenliğin sağlanması tarihî bir başarı olacak. Fakat artık yeni bir eşiğin önündeyiz.
Şimdi konuşmamız gereken mesele Diyarbakır'ın kalkınmasıdır.
Sohbet ettiğim insanların en çok üzerinde durduğu konu gençlerdi. İş, üretim, yatırım, tarım...
Aslında talepleri son derece mütevazıydı. Kimse ayrıcalık istemiyor. İnsanlar sadece çocuklarının kendi şehirlerinde çalışabildiği, üretebildiği ve gelecek kurabildiği bir hayat istiyor.
Diyarbakır yalnızca tarihî ve kültürel mirasıyla değil, bereketli topraklarıyla da Türkiye'nin en önemli şehirlerinden biri. Bu potansiyelin daha fazla üretime, daha fazla yatırıma ve daha fazla istihdama dönüşmesi gerekiyor.
Bu noktada kamunun sorumluluğu da büyük.
Toprak Mahsulleri Ofisi'nin üreticiyi daha güçlü desteklemesi, çiftçiyi fırsatçı aracılara mahkûm etmeyecek politikalar geliştirmesi devlet ile vatandaş arasındaki güveni büyütecek güçlü bir adım olacak.
Çiftçi, "Devlet emeğime sahip çıktı." diyebildiğinde bunun karşılığı yalnızca tarlada değil, toplumun devlete duyduğu güvende de görülecektir.
Aynı şekilde gençlere güvenceli istihdam sağlanması da artık zaruri bir ihtiyaçtır.
Size somut bir örnek vereyim. Türk Telekom'un BONAR-ARTES kapsamında yürüttüğü taşeron uygulamalarını bölgenin şartlarını dikkate alarak yeniden değerlendirmesi faydalı olmaz mı? Diyarbakırlı gençlere kadrolu ve güvenceli çalışma imkânı sunulması hem ekonomik hem de toplumsal bütünleşmeye güçlü bir katkı sağlamaz mı? Bölgenin gençlerini neden taşeron şirketlerin insafına bırakalım?
Üretim yalnızca ekonomik bir mesele de değil. Aynı zamanda aidiyet meselesi. Çalışan, üreten ve geleceğe güvenle bakan gençler; yaşadıkları şehre de, devletlerine de daha güçlü bağlanırlar.
Bir başka mesele daha var… Gençleri umutsuzluğa, bağımlılığa, suç örgütlerine ya da farklı toplumsal baskı odaklarına açık hâle getiren şartları ortadan kaldırmak zorundayız. Eğitimden kültüre, spordan sanata kadar her alanda fırsatları artıran güçlü bir sosyal devlet anlayışı, yapılacak en önemli yatırımlardan biridir.
Nihayetinde Diyarbakırlı gençlerin başka şehirlerde değil, kendi memleketlerinde hayal kurabildiği bir Türkiye, Terörsüz Türkiye'nin en büyük başarısı olacaktır.
Ayrılıklar da Sevdaya Dâhil
Türk milletinin mayası gerçekten sağlam. Bazen ekranlara yansıyan olumsuzluklar, sosyal medyanın gürültüsü bize bunu unutturuyor.
Anadolu hâlâ aynı Anadolu. Öyle ya... Anadolu'nun neresine giderseniz gidin aynı sıcaklığı hissedersiniz. Aynı samimiyeti, aynı misafirperverliği, aynı gönül zenginliğini... Diyarbakır da öyle.
Kadim medeniyet birikimiyle, vakur insanıyla, cömert sofralarıyla ve ağırbaşlı duruşuyla bu ülkenin en kıymetli şehirlerinden biri.
Bu yüzden Diyarbakır'a yapılan her yatırım Türkiye'nin birlik ve beraberliğine, ortak geleceğine yapılmış bir yatırımdır.
Bugün Diyarbakır'dan ayrılıyorum.
Aklımda surlar kadar heybetli bir tarih, cömert bir misafirperverlik ve insanların yüzüne yerleşmiş huzur kalıyor.
Bu şehirden ayrılıyorum; ama buradan aldığım kardeşlik ve umut duygusu benimle birlikte dönüyor.
Şimdi yapılması gereken belli. Sokaklara geri dönen huzuru üretimle, istihdamla, eğitimle, adaletle ve güçlü bir sosyal devlet anlayışıyla kalıcı hâle getirmek.
İşte gerçek zafer budur.