GÖLGESİ GİDENİN GÜNEŞİ ÜŞÜRMÜŞ
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Geçtiğimiz haftalarda takvimler yine o malum günü, **"Anneler Günü"**nü gösteriyordu. Şehir baştan aşağı süslü, vitrinler alabildiğine parlak, her köşe başında tatlı bir kutlama telaşı… Sokaklar ellerinde çiçeklerle annelerine koşan, yüzlerinde tebessüm açan insanlarla dolu. Oysa bazılarımız için bu tarih, ışıltılı kutlamalardan ziyade derin bir "yokluk" imtihanı. Bir evladın dünyadaki en güvenli limanını, kokusu cennetle eşdeğer o sığınağını sonsuzluğa uğurlamasının ardından geçen; sessiz, kimsesiz ve yarım kalmış bir takvim yaprağı.
Anne; sadece dört harften ibaret bir kelime değildir. İçinde şefkati, vefayı, fedakarlığı ve karşılıksız sevgiyi barındıran koca bir evrendir. Ayaklarının altına cennet serilen o mübarek varlığın gidişiyle, aslında sadece bir insanı uğurlamayız; huzuru, neşeyi, çocukluğumuzu ve evin bereketini de yolcu ederiz.
Yoğun Bakım Koridorlarından Sonsuzluğa.....
Acı, bazen bir hastane koridorunun soğuk duvarları arasında başlar. Uykusuz geceler, titreyen dualar, odada yankılanan nefes makinelerinin sesi ve doktorların o kahreden, çaresiz sessizliği… O an anlarsınız ki; o güne kadar bildiğiniz, yaşadığınız tüm acılar, "kaybetme korkusunun" yanında hafif kalırmış.
Gasilhanenin soğuk suyuyla akan gözyaşları, kar beyazı kefene sarılan o can pare, bir tabutun içindeki o mahzun ve suskun hal kalbinize kazınır. "İnsan zamanla alışır" derler ya; koca bir yalan. İnsan annesizliğe asla alışmıyor, sadece onun yokluğuna çarpa çarpa, eksile eksile yaşamayı öğreniyor.
"Evimiz Vardı, İçinde Sen Vardın..."
Sen varken o bahçedeki ağaçlar meyve verirdi, şimdi boyunları bükük. Duvarlar konuşurdu, şimdi dilsiz. Masadaki o bir bardak soğumuş çayın, sanki birazdan gelip içecekmişsin gibi duran boşluğu kalpleri paramparça etmeye yetiyor. Biz gidenlerimizi toprağa değil, aldığımız her nefesin tam ortasına gömüyoruz.
Hayatın Ağır Sınavları ve Yarım Kalan Hikayeler.....
Bazen hayat, en sevdiklerimizi koruma mücadelesiyle geçer. Yıllarca süren bir kaygı çemberinin içinde, "Ya ona bir şey olursa?" endişesiyle nefesimizi tutarak yaşarız. Dört duvar arasında sıkışan dünyalar, her öksürükte titreyen yürekler ve her gece umutla kaygı arasında gidip gelen dualar...
Tam her şey yoluna girdi dediğimizde, hayata yeniden tutunma hevesiyle attığımız adımlar, bazen dünyanın acımasız çarklarına takılır. Bir insanın evine, ailesine katkıda bulunabilmek için verdiği mücadelenin, kurumların soğuk koridorlarında "kadro fazlası" gibi bahanelerle yarım bırakılması, adaletsizliğin en çıplak halidir. Kuldan utanmayanların, bir insanın ekmeğiyle oynarken arkada bıraktığı çaresizliği görmezden gelmesi, vicdanların nasıl karardığının kanıtıdır.
Ama hayat en ağır sınavını, insanı tam da bu kırgınlıkların ortasında, en zayıf anında yakaladığında verir. Onca adanmışlığa, onca uykusuz nöbete rağmen o acı an gelir ve takdir-i ilahi tecelli eder. Bir Hıdırellez gününde, dileklerin ve baharın uyandığı o sabahta, bir evladın dünyası kararabilir. İnsan annesini kendi elleriyle toprağa verdiğinde, o güne kadar tutunduğu tüm dallar kırılır.
Oksijen Makinesindeki Izdırap ve Sönmeyen Kor...
Annesi için gündüzleri kızının, geceleri eşinin tuttuğu o hastane nöbetleri biter ama içteki nöbet asla bitmez. Geriye odalarda yankılanan anılar, dolaplardan ansızın çıkan eşyalar kalır. Gözünüzün önüne o son zamanlardaki nefes alma mücadeleleri, makinelerin amansız sesi gelir. O an içten bir feryat yükselir: "Makinaya bağlı da olsaydın, yeter ki o köşende dursaydın da sesini duysaydım..." Gündüzleri kalabalıklar arasında insan yokluğunu unuttuğunu sansa da, gece olup başını yastığa koyduğunda o kor ateş içinizi yakmaya başlar. Her köşesi anne kokan bir dünyada, bir Anneler Günü’nde annesiz kalmanın ağırlığını hiçbir terazi çekemez.
Kıymetli Okurlar;
Annesi hayatta olanlar; bu yazıyı okur okumaz gidin ve o mübarek eli öpün. Kokularını doya doya içinize çekin. Varsın çayınız soğusun, varsın işleriniz yarım kalsın; yeter ki o dizin dibindeki huzur yarım kalmasın. Çünkü anne gidince, insanın dünyadaki gölgesi de gidiyor. Güneş tam tepede olsa bile, insan bir daha asla ama asla ısınamıyor.
Başta kendi annem olmak üzere, ebediyete irtihal etmiş tüm annelerimizin ruhu şad, makamı cennet olsun. Hayatta kaçtığımız ne varsa, gün gelir bizi en zayıf anımızda yakalar. Ve sakın ola, hak edene dahi olsa, kimsenin rızkına engel olmayın; çünkü o rızkın bedelini bazen o evin günahsız evlatları en ağır şekilde öder.
Annesizliğin hasretiyle kavrulan tüm yüreklere selam olsun...