İSRAİL FİLİSTİN’DEN NE İSTİYOR? / 1
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Terör devleti İsrail’in son bir yılda dünyaya bıraktığı bilanço çok ağırdır. 2025 yılı boyunca Batı Şeria’da İsrail ordusu ve yerleşimcilerin saldırıları sonucu 1105 Filistinli hayatını kaybetti, yaklaşık 11 bin kişi yaralandı, 7 bini çocuk ve kadın olmak üzere 21 binden fazla kişi gözaltına alındı. Bu tablo, İsrail’in Filistin’deki politikalarının sadece siyasi değil, aynı zamanda insani bir kriz yarattığını da göstermektedir.
Batı Şeria’nın taş sokaklarındaki bebek çığlıkları sadece bugünün değil, binlerce yılın mirasıdır aslında. İşte bu yüzden “İsrail Filistin’den ne istiyor?” sorusunun cevabı hem bugünün siyasi hesaplarında hem de binlerce yıllık kutsal metinlerin gölgesinde aranır.
Günümüz siyasetinde İsrail, Batı Şeria’daki yerleşim politikalarını “güvenlik” gerekçesiyle savunuyor. Filistin topraklarında kontrolü artırmanın Hamas saldırılarını önleyeceğini iddia ediyor. Ancak bu yaklaşım, Filistinlilerin günlük yaşamını kısıtlayan duvarlar, kontrol noktaları ve askeri baskınlarla sonuçlanıyor. Aynı zamanda İsrail, Batı Şeria’da yeni yerleşim birimleri inşa ederek ve mevcut halkın evlerini gasp ederek nüfus dengesini kendi lehine çevirmeye çalışıyor. Bu durum Filistin devletinin ayakta kalma ihtimalini zayıflatırken, iki devletli çözümün önündeki en büyük engellerden biri olarak görülüyor.
Batı Şeria, Filistin’in en geniş ve en stratejik bölgesidir. Su kaynaklarının, tarım arazilerinin ve kutsal mekânların büyük bölümü burada yer alır. Bu nedenle İsrail’in yerleşim politikalarının odağında Batı Şeria bulunmaktadır. Batı Şeria’yı kontrol etmek, Filistin’in kalbini kontrol etmek anlamına gelmektedir.
Diğer taraftan coğrafyanın bitmeyen en önemli unsuru sudur. Batı Şeria, su kaynakları ve tarım arazileri açısından stratejik öneme sahiptir. İsrail’in kontrolü, bu kaynakların Filistinlilerden alınması anlamına gelir. Özellikle suyun paylaşımı, bölgede en kritik çatışma noktalarından biridir.
Batı Aküfer Havzası, bölgenin en verimli ve en büyük yeraltı su kaynağıdır. Yıllık kapasitesi yaklaşık 350 milyon metreküptür. İsrail bu havzanın büyük bölümünü kontrol ederken, Filistinlilere sınırlı kullanım hakkı bırakılmaktadır. Bu havza Hebron ve çevresini kapsamaktadır. Tevrat ve bazı İslami kaynaklara göre Hz. İbrahim burada yaşamış ve burada defnedilmiştir. Bu nedenle bölge, İbrahimi geleneğin merkezlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Kuzey-Doğu Aküfer Havzası, Nablus ve Cenin çevresinde yer alır. Yıllık kapasitesi yaklaşık 145 milyon metreküptür. Filistinliler bu havzadan daha fazla yararlanabilse de denetim yine İsrail’in elindedir. Tevrat’ta Hz. Yakup’un Kenan topraklarında yaşadığı ve Hz. Yusuf’un kardeşleri tarafından kuyuya atıldığı bölgenin bu havzaya yakın olduğu anlatılmaktadır.
Doğu Aküfer Havzası ise Ölü Deniz’e doğru uzanır. Yıllık kapasitesi yaklaşık 215 milyon metreküptür ancak suyun tuzluluk oranı yüksektir. Filistinliler daha çok tarımsal sulamada kullanmaktadır. Bazı İslami kaynaklara göre Hz. Lut kavminin helakı da bu bölgede gerçekleşmiştir.
Tevrat’ta sıkça geçen “Vaat Edilmiş Topraklar” anlayışı, İsrail’in Batı Şeria’daki günümüz politikalarının arka planında önemli bir yer tutmaktadır. Siyonist çevreler, bu anlayışı Batı Şeria üzerindeki hak iddialarını meşrulaştırmak için kullanmaktadır. Ancak günümüz dünyasında devletlerin sınırları ve halkların hakları kutsal metinlerle değil, uluslararası hukuk ve uluslararası anlaşmalarla belirlenmektedir.
Kur’an’da ise Batı Şeria, peygamberlerin yaşadığı ve halkların sınandığı bir coğrafya olarak anlatılır. Bu topraklarda Hz. İbrahim’in duası, Hz. Lut’un uyarısı ve Hz. Yusuf’un sabrı vardır. İslami kaynaklarda Hz. Peygamber’in Hebron bölgesindeki bazı arazileri Temîm ed-Dârî’ye ikta ettiği rivayet edilir. Ayrıca Hz. Peygamber’in Lut kavminin yaşadığı bölgeden geçerken, “Azaba uğrayanların yurduna girmeyin, ağlayarak geçin” buyurduğu aktarılmaktadır.
İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşim politikaları, Tevrat’taki vaat edilmiş topraklar anlayışıyla meşrulaştırılmaya çalışılırken; Filistin halkı aynı toprakları kendi kimliğinin ve geleceğinin temeli olarak görmektedir. Bir taraf kutsal metinlerle hak iddia ederken, diğer taraf aynı metinlerde adı geçen peygamberlerin sabrını ve direncini örnek göstermektedir.
Şeria Nehri’nin kıyısında binlerce yıl önce Hz. İbrahim’in adımlarının yankılandığına inanılır. Bugün ise aynı coğrafyada tankların palet izleri görülmektedir. Ancak bu gölgelerin ardında peygamberlerin mirası ve halkların duası yaşamaya devam etmektedir.
İsrail Filistin’den ne istiyor?
Hem toprak, hem hâkimiyet...
Ancak Filistin halkı, Hz. İbrahim’in duasında güveni, Hz. Lut’un uyarısında direnci ve Hz. Yusuf’un kuyusunda sabrı bulmaktadır. Ve bir gün bu topraklarda yeniden barışın sesinin yükseleceğine inanmaktadır.
Selametle.