İSRAİL FİLİSTİN’DEN NE İSTİYOR? / 1

İSRAİL FİLİSTİN’DEN NE İSTİYOR? / 1

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Haziran 12, 2026 - 12:23
Haziran 12, 2026 - 22:36

1-Batı Şeria

Terör devleti İsrail’in son bir yılda dünyaya bıraktığı bilançosu çok ağır: 2025 yılı boyunca Batı Şeria’da İsrail ordusu ve yerleşimcilerin saldırıları sonucu 1105 Filistinli hayatını kaybetti, yaklaşık 11 bin kişi yaralandı, 7 bini çocuk ve kadın olmak üzere 21 binden fazla kişi gözaltına alındı. Bu tablo, İsrail’in Filistin’deki politikalarının sadece siyasi değil, insani bir kriz yarattığını gösteriyor.

Batı Şeria’nın taş sokaklarındaki bebek çığlıkları sadece bugünün değil binlerce yılın mirasıdır aslında. İşte bu yüzden İsrail Filistin’den ne istiyor sorusunun cevabı hem bugünün siyasi hesaplarında hem de binlerce yıllık kutsal metinlerin gölgesinde aranır.

Günümüz siyasetinde İsrail, Batı Şeria’daki yerleşim politikalarını “güvenlik” gerekçesiyle savunuyor. Filistin topraklarında kontrolü artırmanın Hamas saldırılarını önleyeceğini iddia ediyor. Ancak bu yaklaşım, Filistinlilerin günlük yaşamını kısıtlayan duvarlar, kontrol noktaları ve askeri baskınlarla sonuçlanıyor. Aynı zamanda İsrail, Batı Şeria’da yeni yerleşim birimleri inşa ederek ve mevcut halkın evlerini gasp ederek nüfus dengesini kendi lehine çevirmeye çalışıyor. Bu, Filistin devletinin ayakta kalma ihtimalini zayıflatıyor. Yerleşimlerin artışı, iki devletli çözümün önündeki en büyük engel olarak görülüyor.

Batı Şeria, Filistin’in en geniş ve en stratejik bölgesidir. Su kaynaklarının, tarım arazilerinin ve kutsal mekânların çoğu burada bulunur. Bu yüzden İsrail’in yerleşim politikaları özellikle Batı Şeria’ya odaklanır. Batı Şeria’yı kontrol etmek, Filistin’in kalbini kontrol etmek demektir.

Diğer taraftan coğrafyanın bitmeyen en önemli unsuru su ve su bölgesine hâkim olma siyasetidir. Batı Şeria, su kaynakları ve tarım arazileri açısından stratejik öneme sahip. İsrail’in kontrolü, bu kaynakların Filistinlilerden alınması anlamına geliyor. Özellikle suyun paylaşımı, bölgede en kritik çatışma noktalarından biridir.

Batı Aküfer Havzası en verimli ve en büyük yeraltı su kaynağıdır. Yıllık kapasitesi yaklaşık 350 milyon m³. İsrail bu havzanın büyük bölümünü kontrol eder; Filistinlilerin kullanımına sınırlı miktar bırakılır. Bu havza Hebron ve çevresini kapsar. Tevrat ve bazı İslami kaynaklara göre Hz. İbrahim burada yaşamış, Hebron’da Rab için sunak yapmış ve burada defnedilmiştir. Dolayısıyla Batı Aküfer’in bulunduğu bölge, İbrahimi geleneğin kalbi sayılır.

Kuzey-Doğu Aküfer Havzası Nablus ve Cenin çevresinde bulunur. Yıllık kapasitesi yaklaşık 145 milyon m³. Filistinliler bu havzadan daha fazla yararlanabilse de İsrail’in denetimi altında kalır. Tevrat’ta Hz. Yakup’un Kenan topraklarında sürülerini otlatması ve çocuklarıyla burada yaşaması anlatılır. Ayrıca Hz. Yusuf’un kardeşleri tarafından Dothan’da kuyuya atıldığı olay da bu havzanın yakınında geçer.

Doğu Aküfer Havzası Ölü Deniz’e doğru uzanır. Yıllık kapasitesi yaklaşık 215 milyon m³, ancak suyun kalitesi düşük ve tuzluluk oranı yüksektir. Filistinliler bu havzayı daha çok tarımsal sulama için kullanır. Kur’an’daki (Ankebut 28–35) Hz. Lut kavminin helakı bazı İslami kaynaklara göre de bu bölgede gerçekleşmiştir. Dolayısıyla Doğu Aküfer, Lut’un kavmiyle ilgili kıssaların mekânıdır.

Tevrat’ta sıkça geçen “vaat edilmiş topraklar” anlayışı, İsrail’in Batı Şeria’daki günümüz siyasi hesaplarının dışında binlerce yıllık kutsal kitaplarının ve Siyonist politikalarını da meşrulaştırma çabasıdır.

“Rab, İbrahim’e dedi: Senin zürriyetine bu toprakları verdim, Mısır ırmağından büyük Fırat’a kadar.” (Tekvin 15:18)
“Çölde ve Lübnan’da, büyük Fırat nehrine kadar… topraklar senin olacak.” (Yeşu 1:4)

Tevrat’ta geçen bu bölümler, Siyonistler tarafından Batı Şeria’nın Tanrı tarafından İsrailoğullarına vaat edilen toprakların bir parçası olduğu inancını besler. Bu dini yorum, İsrail’in yerleşim politikalarına tarihsel ve teolojik bir meşruiyet zemini sunar. Ancak hemen hemen dünyanın her devrinde devletlerin sınırları ve halkların hakları kutsal metinlerle değil, o dönemin uluslararası hukukuyla belirlenir. Günümüzde Birleşmiş Milletler kararları ve uluslararası anlaşmalar, dini metinlerin siyasi işgali haklı çıkaramayacağını açıkça ortaya koyar.

Kur’an’da ise Batı Şeria, peygamberlerin yaşadığı ve halkların sınandığı bir coğrafya olarak anlatılır. Bu topraklarda İbrahim’in duası, Lut’un uyarısı, Yusuf’un sabrı vardır. İslam kaynaklarında Hz. Peygamber’in, henüz Müslümanların eline geçmeden önce Hebron’daki bazı arazileri ashaptan Temîm ed-Dârî’ye iktâ ettiği rivayet edilir. Ayrıca Hz. Peygamber’in Lut kavminin yaşadığı bölgeden geçerken “Azaba uğrayanların yurduna girmeyin, ağlayarak geçin” buyurduğu rivayet edilir (Buhârî, Enbiyâ, 17). Tevrat’takinin aksine İslami kaynaklar Hz. Yusuf’un kuyusu ile ilgili ise bir yer belirtmez. Sadece olayın manevi boyutuna, kardeşlerin kıskançlığına ve Yusuf’un sabrına odaklanır.

İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşim politikaları, Tevrat’taki vaat edilmiş topraklar anlayışıyla meşrulaştırılmaya çalışılırken; Filistin halkı bu toprakları kendi kimliğinin ve geleceğinin temeli olarak görür. Bir taraf kutsal metinlerle hak iddia ederken, diğer taraf aynı metinlerde geçen peygamberlerin sabrını ve direncini dünyaya gösteriyor.

Şeria Nehri’nin kıyısında binlerce yıl önce Hz. İbrahim’in adımları duyuluyordu. Bugün aynı topraklarda O’nun ayak bastığı yerlerde tankların paletleri ve gölgesi dolaşıyor. Bugün Batı Şeria’nın taşlarında tankların gölgesi dolaşsa da bu gölgelerin ardında peygamberlerin mirası ve halkların duası vardır.

İsrail Filistin’den ne istiyor? Hem toprak, hem hâkimiyet… Ama Filistin halkı, Hz. İbrahim’in duasında güveni, Hz. Lut’un uyarısında direnci, Hz. Yusuf’un kuyusunda sabrı bulur. Ve inanır ki, bir gün bu topraklarda barışın sesi yükselecek. Duvarların gölgesi değil, Filistin’in zaferi insanlığın ortak mirasına ev sahipliği yapıp dünyaya Osmanlı’da olduğu gibi barışın ışığı olacaktır.”

Selametle