RUSLAR, ERMENİLER, LAİKLER...

RUSLAR, ERMENİLER, LAİKLER...

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Eylül 14, 2026 - 11:49

“Kavgam karanlığa, güneş adına”

Avurtları çökmüş, değirmi sakalı ak pak olmuş, bağdaş kurmuş Ural’ın kenarına. Sıvamış kollarını, daldırmış dirseğini steplerden gelen suya.

Zirveyi kesen sisi seyre dalmış, kardelenlerin açtığı eteklerde güneşi sağına alarak yönünü tayin etmiş, gün akşam olmadan yola düşmüştü.

Stalin’in Lenin’den aldığı ders, acı ekmiş, elem biçmişti. Ahıska’dan karga tulumba düşerken yollara, yokluk yoksulluk belini kırmış…

Ana Yurt’a saldığı mektuplar, “bir gammazın kuyruk sallaması”yla yüzüne çarpılmış… Karakolda, “Demek sensin, bizi el âleme kepaze eden!” tepkisiyle kürek cezasına layık görülmüş…

Güçten düşünce, “Ne hayır gelir bundan!” ironisiyle “yalın ayak, başı kabak” yol vermişlerdi.

……………..

Karın tokluğuna kaldırdığı ekinini kağnıya yükler, nöbet noktasında irsaliyeye “parmak basar”, devrimin çocuklarına teslim eder…

Karneyle aldığı beş ekmek, iki paket tahin, yağsız peynir, pörsümüş zeytin, küf tutmuş yufka, beş on yumurta ile evine döner,

“Allah kahretsin bunları, ‘Devrim devrim!’ diye sömürdüler iliğimizi. ‘Evrim evrim!’ diye yıktılar hanemizi! Bu karanlık gecenin yok mu sabahı!” serzenişiyle kanatlı kapıdan hayata adım atardı.

Güneybatıya yönelir, iki elini baş hizasından keskin bir hareketle arkaya iter, “En Büyük Sensin!” derdi.

“Sensin âlemleri var eden, kurda kuşa can veren!”

……………

Sibirya Radyosu ancak cam kenarında çeker, dağa takılan sinyallerden azat olurdu. “Bir gün!” diyordu, “Bir gün! Döneceğiz bir gün!”

“Nereye dede?”

“Çekim merkezine, Anadolu’ya. Bir gün, geldiğimiz yoldan döneceğiz.

İki saatte derdest edilip, götürebildiğimizi trenlere koyup, aylarca çileyi yol eylediğimiz, acıyı bal eylediğimiz topraklara döneceğiz.

Döneceğiz, bir ahım var ki yerde kalmayacak. Yüz yirmi bin gardaşım, kız kızan, uşak devşek… Kırıldık ovalarda, yaylalarda.

Son duasını ederken ninem, ‘Kut’ül Amare, Kut’ül Amare!’ derdi. Lawrence, Hicaz’da vicdanları kanatırken, babasını vermiş çöllerde şehadete koşarken…”

…………..

“Ya arşivler, bugün 24 Nisan!”

“Zannediyor musun ki bir gün açacaklar arşivleri? Hiç bekleme! ‘Suç bizde kalsın!’ diyerek sineye çekerler, hiç olmamış Ermeni Soykırımı’nı.

Yeter ki sarsılmasın ‘yenilenmiş beyinlerin genç devrime inancı(!)’

Lakin çıkarsa evrak balyalarında İttihatçı’nın dindaş kıyımı… Çıkarsa Sarıkamış, On İki Ada, Sakarya… ‘Dokunulmazlara dokunur’ Anadolu basını.

‘Bu işi tarihçilere bırakalım!’ Kocaman bir yalandır. Anadolu’nun çektiği gözyaşı ve kandır.

‘Aç öyleyse, temize çık!’ dense, cevabı yamandır:

‘Yapamam! Kahramanlar hain, hainler kahramandır!’

…………..

“Ya Anadolu’ya yolladığın mektuplar…?”

“Posof’ta kraldan çok kralcılar vardı. ‘Yoldaşa selam, ihanete devam(!)’

‘Görülmüştür’ü basardı sarı zarfın üstüne, ‘Sakıncalı’yı vururdu mührün sol böğrüne.

Eşek sudan gelinceye kadar yerdik köteği. Lakin gelmezdi eşek sudan, suya kanardı günlerce. Işık huzmesi, ebemkuşağı gibi dolardı hücreye.

Rutubet kokan duvarda teyemmüm alır, derdim: ‘Yönüm kıbleye, kıblem Kâbe’ye!’ Sevdam Şehirlerin Anası’na, duam Yaradan’a!”

“Hiç haber alamadın mı Anadolu’dan?”

“Aldım. Okula yeni yazılmıştım. Moskovalı müdürün keyfine diyecek yoktu:

‘Bizimkiler, başvekille iki adamını astılar bu sabah.

Son umudu da yok ettiler elleriyle. Enstitüye rakip, çift minareli okulları peyda etti Anadolu’da Menderes. Oh olsun! Bu, milyonlara ders!’

Sinirimden etimi kopardım, saçımı yoldum, terk ettim sınıfı. Hâlâ kulaklarım zonkluyordu.

‘Bizimkiler… enstitü… çift minareli okul…’

Bizi bizden iyi tanıyordu Moskovalı. “Enternasyonal”di adı.

Her derste muhakkak laf vururdu.

“Böl, parçala, yut!” derdi. “Kırdırıyoruz sizi birbirinize. Sol bizden, sağ da… İnandınız yıllarca…

Altı Ok, anlatırken Darwin’i bozkırlarda… Yeni yetmeler türedi, ‘Yaratılış’ dediler, verdiler kavgasını salonlarda.”

……………

Lisede Evrim dersi:

“Maymundan geldi insan!”

Dayanamadım, dedim:

“Memnun oldum tanıştığımıza, ben de insan!”

Aldım tasdiknameyi, astım duvara. “Gurban olduğum Mevla’m, Sen ver mükâfatımı!”

……………

Meğer aynı gözle bakarmış “iyi haber alan kaynaklar”, Muğla’dan Urallar’a…

Ne vakit yapsak derme çatma bir mihrap; gelir bir uzak ilden, bulandırır dimağı.

“Senle biz aynı soydan değil miyiz? Nereye kadar husumet!”

“Ben Kutsal’ı terk ettim, sen de beni terk et!”

……………..

İçten yedik darbeyi.

Sonra duyduk Azeri, kucak açmış bizlere. El ele verdik beraber, sonra duyduk şairden: “Geber çelik put, geber!”

Hazırlıklar tamamdı, döneceğiz ne çare! Bir de duymayalım mı, yönetenler biçare!

Döndük geri evimize, bir de çıktı Hadise! Kirletmişti onuru, yoktu üstünde elbise!

İyisi mi sen kal burada, yeryüzü bir vatandır. Sibirya’nın kardeşi Konya ile Van’dır!