Siyasi Şımarıklık: Gücün Körleştirdiği Yolun Sonunda Ne Var?

Siyasi Şımarıklık: Gücün Körleştirdiği Yolun Sonunda Ne Var?

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Haziran 11, 2026 - 23:53
Haziran 12, 2026 - 00:22

Siyaset, halkın iradesine dayanır. Bir ülkede iktidarlar da muhalefetler de meşruiyetlerini milletin desteğinden alırlar. Ancak tarih boyunca birçok siyasi hareketin düştüğü ortak bir hata vardır: Gücü kendilerine ait sanmak. İşte bu noktada ortaya çıkan olguya siyasi şımarıklık denilebilir.

Siyasi şımarıklık, yalnızca kibirli sözler söylemekten ibaret değildir. Bu durum, zamanla gerçeklikten kopmayı, eleştirileri düşmanlık olarak görmeyi, halkın sesine kulak tıkamayı ve sahip olunan desteğin sonsuza kadar süreceğine inanmayı beraberinde getirir. İlk başlarda fark edilmesi zor olan bu süreç, zamanla siyasal aktörleri toplumdan uzaklaştıran ve onları kendi oluşturdukları yankı odalarının içine hapseden bir dönüşüme neden olur.

Aslında siyasi şımarıklığın başlangıcı çoğu zaman başarıdır. Seçim kazanmak, geniş kitlelerin desteğini almak veya kamuoyunda güçlü bir etki oluşturmak, siyasetçiler için önemli bir motivasyon kaynağıdır. Fakat başarı, beraberinde büyük bir sınavı da getirir. Çünkü başarıdan sonra tevazuyu koruyabilmek, başarının kendisinden daha zordur.

Bir siyasi hareket güç kazandığında çevresinde onu sürekli alkışlayan insanlar oluşmaya başlar. Yapılan her iş doğru görülür, her karar kusursuz kabul edilir ve zamanla eleştiri mekanizmaları ortadan kalkar. Oysa sağlıklı demokrasilerde eleştiri bir tehdit değil, bir emniyet supabıdır. Bir kurumun, bir partinin veya bir liderin hatalarını görmesini sağlayan en önemli unsur farklı görüşlerin varlığıdır.

Siyasi şımarıklık tam da bu noktada ortaya çıkar. Eleştiriler dikkate alınmak yerine küçümsenir. Vatandaşların dile getirdiği sorunlar geçici homurdanmalar olarak görülür. Toplumun bir kesiminde oluşan rahatsızlıklar önemsenmez. Bunun sonucunda siyasetçiler, halkın içinde yaşadığı gerçeklik ile kendi algıları arasındaki farkı göremez hale gelirler.

Güç zehirlenmesi olarak da ifade edilebilecek bu durumun en tehlikeli yanı, kişinin kendisini hatasız görmeye başlamasıdır. İnsan hata yapar. Kurumlar hata yapar. Devletler hata yapar. Siyasi partiler hata yapar. Ancak hatayı kabul etmeyenler, aynı hatayı tekrar etmeye mahkûm olurlar.

Toplumların hafızası sanıldığı kadar zayıf değildir. Vatandaşlar, kendilerine nasıl davranıldığını hatırlarlar. Kendilerini dinleyenleri de hatırlarlar, kendilerini küçümseyenleri de. Özellikle ekonomik sıkıntıların arttığı, sosyal huzursuzlukların yükseldiği dönemlerde siyasetçilerin kullandıkları dil daha da önem kazanır. Çünkü insanlar yalnızca çözüm beklemezler; aynı zamanda saygı görmek isterler.

Siyasi şımarıklığın en belirgin göstergelerinden biri, halkın taleplerine karşı ortaya çıkan kayıtsızlıktır. Vatandaş bir sorunu dile getirdiğinde çözüm üretmek yerine onu suçlamak, toplumdaki rahatsızlıkları küçümsemek veya eleştiren herkesi belirli kalıpların içine yerleştirmek zamanla büyük bir kopuşa neden olur.

Oysa siyaset bir üstünlük kurma sanatı değil, hizmet etme sorumluluğudur. Sandıkta alınan oylar bir imtiyaz belgesi değil, emanettir. Bu emaneti taşıyanların en önemli görevi ise milletle bağlarını koruyabilmektir.

Tarih incelendiğinde bunun sayısız örneği görülebilir. Güçlerinin sonsuza kadar süreceğini düşünen nice siyasi aktörler, toplumdaki değişimi okuyamadıkları için ciddi kayıplar yaşamışlardır. Bunun nedeni çoğu zaman rakiplerinin çok güçlü olması değil, kendilerinin halktan uzaklaşmış olmasıdır.

Bir siyasi hareket için en büyük tehlike muhalifleri değildir. En büyük tehlike, kendi hatalarını görememesidir. Çünkü rakipler dışarıdadır; ancak kibir içeridedir. Rakiplerle mücadele etmek mümkündür, fakat kibir ve şımarıklık kurumsallaştığında sorun çok daha derin hale gelir.

Bu durum yalnızca iktidarlar için geçerli değildir. Muhalefet partileri de aynı hataya düşebilirler. Bazen belirli bir toplumsal destek elde eden muhalif hareketler, henüz iktidara gelmeden kendilerini sorgulanamaz görmeye başlayabilirler. Kendi seçmenlerinin dışındaki kesimleri küçümseyebilir, farklı görüşlere karşı tahammülsüz davranabilirler. Böyle durumlarda siyasi şımarıklık iktidar ya da muhalefet ayrımı yapmaksızın ortaya çıkar.

Demokrasinin temelinde hesap verebilirlik vardır. Hesap verebilirliğin olmadığı yerde ise siyasi şımarıklık filizlenmeye başlar. Çünkü denetlenmeyen güç zamanla kendisini vazgeçilmez görmeye başlar. Oysa hiçbir siyasi yapı vazgeçilmez değildir. Kalıcı olan devletlerdir, milletlerdir ve toplumsal değerlerdir. Siyasi aktörler ise bu uzun tarihsel yürüyüşün yalnızca belirli dönemlerinde görev alan unsurlardır.

Bir başka önemli mesele de siyasi dilin sertleşmesidir. Şımarıklık yalnızca davranışlarda değil, kullanılan ifadelerde de kendisini gösterir. Toplumun bir bölümünü aşağılayan, küçümseyen veya ötekileştiren söylemler kısa vadede alkış toplasa bile uzun vadede ciddi zararlar verir. Çünkü bir ülkede siyaset kurumu ne kadar kutuplaştırıcı hale gelirse toplumsal güven de o kadar zayıflar.

Toplumların en büyük beklentilerinden biri adalettir. İnsanlar her zaman aynı fikirde olmayabilirler. Farklı siyasi görüşlere sahip olabilirler. Ancak adalet duygusunun zedelendiğini düşündüklerinde ortak bir rahatsızlık oluşur. İşte siyasi şımarıklık çoğu zaman bu noktada kendisini gösterir. Güç sahipleri eleştirileri görmezden geldikçe, vatandaşlar da kendilerini değersiz hissetmeye başlarlar.

Bir süre sonra toplumda görünmeyen bir mesafe oluşur. Fiziksel olarak aynı şehirlerde yaşayan insanlar ile onları yönetenler arasında psikolojik bir duvar yükselir. Bu duvar ilk başta fark edilmez. Ancak seçim dönemlerinde, kamuoyu araştırmalarında veya toplumsal tepkilerde etkisini göstermeye başlar.

Siyasi tarihin en önemli derslerinden biri şudur: Halkın desteği kazanılabilir, ancak korunması çok daha zordur. İnsanlar hata yapılmasını affedebilirler. Fakat küçümsenmeyi kolay kolay affetmezler. Samimi bir özrü kabul edebilirler. Ancak kibri unutmazlar.

Bu nedenle siyasi aktörlerin en büyük sermayesi güçleri değil, güvenilirlikleridir. Güvenilirlik ise yalnızca başarılarla değil, aynı zamanda tevazu ile inşa edilir. Halkın karşısına çıkıp hata yaptığını kabul edebilen bir siyasetçi, çoğu zaman hatasını inkâr eden bir siyasetçiden daha güçlü görünür. Çünkü samimiyet toplum nezdinde her zaman karşılık bulur.

Siyasi şımarıklığın panzehiri ise yine siyasetin özünde saklıdır: Tevazu, hesap verebilirlik ve milletle sürekli temas halinde olmak. Kendisini eleştirenleri dinleyebilen, farklı görüşleri tehdit olarak görmeyen ve toplumun nabzını tutabilen siyasi hareketler uzun ömürlü olurlar.

Sonuç olarak siyasi şımarıklık, yalnızca bireysel bir karakter kusuru değil, siyasal yapıların karşılaşabileceği ciddi bir yönetim problemidir. Gücün kalıcı olduğu yanılgısına kapılanlar, çoğu zaman halkın değişen beklentilerini okuyamaz hale gelirler. Bunun sonucunda ise destek yerini tepkiye, güven yerini kuşkuya ve sempati yerini antipatiye bırakır.

Tarih bize defalarca göstermiştir ki milletin iradesi karşısında hiçbir siyasi güç sonsuz değildir. Kendisini halkın üzerinde görenler bir süre yükselebilirler; ancak halktan kopanlar sonunda yalnızlaşırlar. Siyasette kalıcı olan kibir değil, hizmettir. Şımarıklık değil, sorumluluktur. Güç değil, milletin güvenidir.

Ve çoğu zaman siyasetin en sert hükmü mahkeme salonlarında değil, sandık başında verilir.

Bu gerçeklerden hareketle, Siyaset Kurumu’na tavsiyemiz odur ki;

Yaptığınız politikalara bazı medya gücünü kullanarak halkı iknâ etmeye çalışmak yerine, halkın istediği, kamu vicdanının rahat edeceği, Devlet-Millet arasındaki ilişkiyi güçlendirecek politikalar yapın.

Zira sadece bu coğrafyadaki değil, dünyadaki en büyük gücümüz bu **“STRATEJİK UYUM”**dur.

Devlet Aklı ile Kamu Vicdanı aynı çizgide buluştuğunda, bu Büyük Devletin, bu Aziz Milletin bileğini bükebilecek güç yoktur.

Somut örneklerle Siyaset Kurumu’na tavsiyelerimiz:

1- Yaşam maliyetleri: Ev kiraları, gıda fiyat enflasyonu, emekli ve asgari ücretlinin maaşları artık birçok yerde ev kirasını bile karşılayamıyor.

2- Staj ve Çıraklık mağdurları: Bu insanların sorunları halının altına süpürülemeyecek noktayı çoktan geçti.

3- 7527 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu: Mesele artık hayvan meselesini aşmış, toplumu kutuplaştıran ve çatıştıran bir fay hattına dönüşmüştür.

4- Milletvekilleri ulaşılabilir olmalıdır. Siz seçim zamanı böyle değildiniz. Halktan kopmayın ki seçim zamanı çalacak kapınız olsun.

5- Sayın Bakanım Hakan Fidan; sizi çok seviyoruz, her zaman yanınızda ve arkanızdayız. Harika işler yapıyorsunuz. Size ve değerli ekibinize teşekkür ediyoruz.

Sayın Bakanım, size de arzım şudur:

Vize problemi.

Beyaz yakalı, güvenilir insanlar sebepsiz yere ret alıyor; özellikle Schengen vizesinde.

Dikkatinize arz ediyorum.

Dost acı söyler.

Kimse kusuruma bakmasın.

Hepinizi seviyorum ama Devletim kadar değil.

Kalın sağlıcakla.