MUTLAK BUTLAN VATANDAŞIN EKMEĞİNİN ÖNÜNE GEÇEMEDİ
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Maalesef ister devlet aklı deyin ister ne derseniz deyin; ekmeğin, açlığın, geçim derdinin önüne hiçbir şey geçemiyor.
Buna mutlak butlan da dahil.
TV’lerde haber kanallarının en fazla reytinge ulaştığı bir dönem daha yaşıyoruz. Tüm konuşmalar “CHP’de ne oluyor?” sorusu üzerine dönüyor.
Film gibi bir şey.
Hatta bazı sahnelerde paparazzi türüne de geçiş oluyor.
Lakin kimse de şunu pek sormuyor: Bize bu filmi kim oynatıyor? Senaryo nerede yazıldı, yönetmen kim?
Bilirsiniz ki filmlerde oyuncular, yazılan senaryoyu oynar. Ve filmlerin de bir yönetmeni olur.
Filmde bazı sahneler dramatik, bazıları ise komik… Anlık bile değişim yaşayabiliyoruz.
Hani derler ya, “Bu film gerçek hayattan uyarlanmıştır.” Öyle bir durum.
Hatta filmde bazıları öz be öz kendi hayatlarını oynuyorlar. O nedenle sahte roller ile gerçek roller de karışabiliyor.
Hangi oyuncunun gerçek acıyı çektiğini ve hangisinin yönetmenin verdiği rolü gerçek oyuncudan daha iyi oynadığını anlayamıyorsunuz.
Çok başarılı bir film.
Lakin bu film sadece izlenmekle bitmeyecek. Filmin son sahnesinde seyirciler de oyuncu hâline gelecektir.
Kısaca herkesin hayatını ilgilendiren bir durum.
Bir de uzakta bir tiyatro var. O tiyatronun sahneleri de kurgu. Elbet toplum o tiyatroyu da soracak ve sorgulayacak…
Çünkü kendi hayatının gelecek sahneleri o tiyatronun seyrine bağlı.
Ve oyunun mutfak kısmına gelelim:
Sahne 3, çekim 5:
Mutfakta bir şey kalmadığı gibi evdekilerin umudu da kalmamıştır. Kimsenin yüzü gülmüyor; sanırsınız aç karnına sahneler peş peşe çekilecek.
Sahnenin birinde semt pazarındaki atıkların toplanması var. Bir de bakıyorsunuz, dar alanda onlarca insan o sahneyi gönüllü oynuyor. Çürükleri toplama sahnesi, toplumun çürüyen kurumsal yapısını da açık ediyor.
Ne de olsa tüm kurumların odağında liderliğe bağlılık esas teşkil ediyor. Dün kapatılan üniversite bugün tekrar açılırken yarını kimse bilmiyor.
Evde oturan tek evlat hem aç kalmış hem de eğitimsiz. Umutsuzluk yüzünden ona “ne işte ne de eğitimde” gezinen NEET diyorlar.
Arkadaşı çalışmış ve çok okumuş da ne olmuş? Yönetmene yakınlığı, alın terinin ötesinde bir şey.
İşte böyle bir hayat…
2018’de çekilen “şahlanacağız” filmi boş çıktı.
2023’teki “teröre karşı vatansever” filmi de öyle.
Şimdi çekilen CHP filmi neyine ne kazandıracak? Artık sen düşün…
Ya da boş boş filmi seyredip sahnenin bir yerinde figüranlık bekleyeceğine kendi hayatına bak.
TL’NİN REEL DEĞERİ
TL ne kadar değerli?
1997 yılını 100 alıyoruz ve doları da enflasyondan arındırıyoruz.
TÜFE’yi hiç dikkate almıyoruz çünkü hesap edilecek ciddiyetten uzak.
Ya ÜFE…
ÜFE’ye göre TL’nin reel değeri, 2008 yılında 168,3’e çıkarak rekor kırıyor. Ve şimdi 104,5 ile 1997 değerinin azıcık üzerinde. ÜFE’ye göre 30 yıllık ortalama 114,2 olduğuna göre TL değersiz bile.
Ve İTO 1995 Geçinme Endeksi fiyatlarına göre rekor, 2010 yılındaki 186,5… Şimdi 128,3 değerdeyiz. 30 yıllık ortalama ise 125,1… Yani TL çok da değerli değilmiş. Sadece birazcık değerlenmiş.
Son olarak Türk-İş tarafından açıklanan açlık sınırı gıda fiyatları… Buna göre rekor, 2008 yılındaki 182,4… Şu anda ise 163,7’deyiz. Yani rekora az kalmış. 30 yıllık ortalama ise 128,8… Ve bu duruma göre de TL reel değer kazanmış durumda.
ÖZET: Henüz 2008-2010 yıllarına gelmedik. Ama ortalamaların üzerine çıkmış durumdayız.
Özellikle gıda fiyatlarında Türk-İş’in verileri, olayı ciddiye almamızı gerektiriyor.
EK: TL’nin reel değeri çok oynak. Asıl meselemiz seviyeden ziyade oynaklık olsa gerek.
Onun için yapay gündem oluşturmak vatandaşı ilgilendirmiyor. Vatandaş geçim derdinde.