NEBEVİ HİCRET, GAZZE, KUDÜS
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Allah (cc), Nebi’ye (as) öyle bir imtihan vermişti ki atalar dinine, atalarına ve din adamlarına tapanlar; Nebi aleyhisselama, Allah’ın Resulü’ne Mekke’de bile yaşam hakkı vermediler. Allah Resulü de Medine’ye hicret etti. Orada, şu anda bizim misafirimiz olan Ebu Eyyub el-Ensari’ye misafir oldu.
Ebu Eyyub el-Ensari de bize misafir oldu. Farkında mısınız? Olaylar birbiriyle çok ilintili. Allah’ın ayetleri, resullerin icraatları bizim için çok hayatidir. Allah buyuruyor ki: “İbrahim Nebi’de de bütün nebilerde de sizin için çok güzel örneklikler vardır.”
Bakın, ha on beş asır önce Muhammed Nebi’nin Mekke’den Medine’ye hicret etmek zorunda kalması, ha bugün Gazzelilerin Kudüs’ten Gazze’ye hicret etmek zorunda kalması… O gün Muhammed Nebi’ye sahip çıkmayanlar yarın hesap veremeyecekse bugün de Gazze’ye, Kudüs’e sahip çıkmayanlar Allah’a hesap veremeyecek.
Allah bu bedeni yaratmışken, sizi yedirip içiriyorken, şu güzel güneşle aydınlatıp ısıtıyorken, şu rüzgârla serinletiyorken, suyuyla içiriyor ve binbir türlü gıdasıyla sizi yaşatıyorken; Gazze’deki ve Kudüs’teki mukaddesata, bebeklere ve yetimlere sahip çıkmayışımızın elbet bir bedeli olacaktır.
Elbet bu Satanyahu şeytanına karşı durmayanlar bedel öder. Nasıl nebileri, İsa Nebi’yi çarmıha germeye kalkan o günkü Siyonist alçaklara karşı direnmeyenler, karşılarında sesini yükseltmeyenler bugün insanlık nazarında bile kötü, bedbaht ve rezil insanlarsa asıl ilahî mahkemede daha büyük bir bedbahtlıkla karşılaşacaklar.
Onun için biz Muhammed Nebi aleyhisselamın hicretinin şemsî yıl dönümünü bugün burada hatırlatıyoruz. Bundan ibret alalım. Örnek aldığımız Muhammed Nebi’nin izinden giden, diğer nebilerin mücadelesini veren o muhacir Gazzelilere, Kudüs’ten hicret edenlere, Kudüs gazilerine, hicrete mecbur edilenlere ve ülkelerinden çıkartılanlara sahip çıkmazsanız vallahi bunun hem ilahî nazarda hem de insanlık karşısında bir bedeli vardır.
Hiçbir şey bedelsiz değildir.
Bakın, şu anda Gazze tamamen tarumar edilmiş durumda ve her gün enkazların altından yüzlerce naaş çıkartılıyor. Yetmedi, sözde ateşkes… Her gün onlarca çoluk çocuk, kadın kız, yaralı ve yaşlı şehit ediliyor, katlediliyor.
Biz de bunların şahidiyiz. “Hırsız var, cani var!” diye bile bağırmayacaksak Allah’ın verdiği bu hayatın şükrü nedir? Bu bedenin şükrü nedir? Rabb’e teşekkür etmenin bir tezahürü nedir? Bu bile olmayacak mı?
İslam dünya selameti için, iman dünya emniyeti ve ahiretin cennet olması içindir. Ancak mukaddes arazi Kudüs bile, arz-ı mukaddes bile, arz-ı mevud bile şu anda cehenneme, bir savaş arenasına dönüştürülmüş durumda.
Gazze o hâlde ve üç yıldır bütün bunlar bizim gözümüzün önünde oldu. Dolayısıyla Siyonistler bizi de bu suça ortak ettiler. “Ben karışmam.” demekle olmuyor öyle.
Hatta bırakın ahireti, yarın kapınıza dayanıp dünyada bile bunun faturası ödetilebilir. Kapımıza dayanabilirler.
Batı Şeria’ya bakın: Oradaki üç beş evden oluşan köyler ve mahalleler haftalardır muhasara altında. Ne giriş var ne çıkış. Siyonist eşkıyalar buraları kuşatmış durumda. Siviliyle, askeriyle haydutluk ediliyor.
Biz buradan defalarca Kudüs’e sefer düzenledik. İnşallah yine düzenliyoruz. Yakın zamanda Filistin Konvoyu düzenlendi. Öncesinde Sumud, Özgürlük Filosu; daha öncesinde “March to Gaza” ve yine Filistin’e, Kudüs’e yürüyüş, İbrahimî Yürüyüş…
İbrahimî Yürüyüş afişiyle… İbrahim Nebi Urfa’dan, Harran’dan Kudüs’e nasıl gittiyse… İbrahim Nebi yaklaşık dört bin yıl önce Urfa’dan Kudüs’e yürüdü ve Kudüs’te İslam’ın tohumunu attı. Selametin ağacını dikti. Süleyman Nebi de onun devletini kurdu. Süleyman Nebi İslam devleti kurdu. Yahuda değil, Siyonist hiç değil.
Peki, biz bu Batı Şeria’ya sahip çıkmayacak mıyız? Gazze’ye, Kudüs’e sahip çıkmayacak mıyız? Bugün hicret gününün yıl dönümü. Nasıl Ebu Eyyub el-Ensari, Muhammed Nebi’ye sahip çıktıysa bizim de Muhammed Nebi’nin takipçilerine sahip çıkmamız icap eder. Bu, insanlık görevidir. Zaten İslam’ın da ta kendisidir.
Bakın, bir de Musa Nebi’nin hicreti var. Musa Nebi, İslam nebisi; Yahuda ırkçısı değil. Musa Nebi de aynı şekilde Mısır’dan, Firavun yüzünden Kudüs’e doğru hicret etmek zorunda kaldı. Gazze civarlarına, Sina çöllerine… Kırk yıl kadar, bugünkü Gazzeliler gibi bir kuzeye, bir güneye, bir doğuya, bir batıya sürgün edildi. Hicret etmek zorunda kaldı ve orada hicreti yaşadı.
Musa Nebi sürgünü yaşadı. Ancak bu Siyonistler, Musa Nebi’yi taklit etmek ve onu örnek almak yerine Firavun’u örnek aldılar. Firo-Siyon oldular. Güncel firavunlarla el ele verip üç bin, iki bin yıl önce Musa Nebi’ye sürgün yaşattıkları, İsa Nebi’yi çarmıha germeye kalktıkları gibi bugün de orada, Gazze’de ve Kudüs’te çocukları ve bebekleri aç, susuz bıraktılar. Yaralıları ilaçsız bıraktılar. Kadın kız demediler. Yaralı, yaşlı demediler. Çoluk çocuk demediler. İsa’nın çilesini Gazzelilere ve Batı Şerialılara yaşattılar.
Bunlar yaşatılırken biz Muhammed Nebi’nin hicretine yetişemedik. İsa Nebi’ye yetişemedik. Musa Nebi’ye yetişemedik. Bari onların tâbilerine sahip çıkalım. Onların izcileri; Gazzeliler, Kudüs gazileri ve Batı Şerialılardır. Onlara sahip çıkmamak demektir ki biz nebilere, Allah’ın emanetlerine hiç sahip çıkmayacağız.
Peki, Allah bizi yediriyor, içiriyor. Daha ne kadar? Niye sahip çıksın bize? Niye güneşin ateşinden korusun? Niye güneşi orada tutsun? Bir iki metre beri gelse alın size cehennem! Cehennem aramaya gerek yok. Yaşayın yaşayabiliyorsanız, ölün ölebiliyorsanız… Allah ölüm nimetini vermese kim ölebilir? Ölüm bile nimettir yeri gelince.
Dolayısıyla haddimizi bilelim. Rabbimize saygı duyalım. Muhammed Nebi’nin hicreti, şemsî olarak 12 Eylül ile 24 Eylül arasında gerçekleşti.
Şemsî olarak… Musa Nebi’nin hicreti de Fısıh’ta, aynı topraklarda, şu andaki Gazzelilerin yaşadıkları yerlerde gerçekleşti. Musa Nebi Gazze’de, Sina’da kırk yıl hicret hayatı yaşadı ve yer yer mağaralarda kaldı. Bugün yedi kollu şamdan, mağaralarda kullanılan mumlardan gelir. Sembol şamdandır. Bu pis Yahudiler ve Siyonistler ise bunu yalnızca suistimal ediyorlar. Musa Nebi’yi örnek almak yerine Firavun’u örnek alıyorlar. Bir de Musa Nebi’nin ismini ağızlarına alıyor, Fısıh Hicret Bayramı’nı kutluyorlar.
Onu suistimal ediyorlar. Bugün, aynen tünellerdeki Hamaslılar gibi Musa Nebi de mağaralarda yaşadı. Mağaralarda, tünellerde yaşadı ve o şekilde İslam’ı savundu. Barışı savundu. İslam gönüllüsü ve barış elçisi oldu.
Biz de bugün İslam gönüllüsü ve barış elçisi olarak bu hakikatleri hatırlatıyor; herkesi kendisine çeki düzen vermeye, aklını başına almaya davet ediyoruz. Özellikle Müslüman Türk halkını; İstanbul’u, Türkiye’yi ve Eminönü’nü şu mübarek cuma günü kutsal direnişe, mukavemete, Kudüs’e sahip çıkmaya, omuz vermeye ve destek olmaya davet ediyoruz. Dün nebiler ne yaşadıysa bugün de onların mirasçıları, Gazze ve Kudüs muhafızları aynı şeyi yaşıyor.
Yüz yıllık zulüm üç yıldır ayyuka çıktı; daha duymadık mı? Sağır sultan duydu, kör şeytan gördü. Biz görmüyor muyuz? Biz duymuyor muyuz? Bizim bu hâlimizi Yaratan görmüyor mu? Bu kadar pısırık hâlimizi…
Bakın, bu mücadele salâdır, salâ! Nasıl salâ verilince caddelere, sokaklara ve meydanlara taşınılırsa işte gerçek salâ budur. Beş vakit salâ ve cuma salâsı bu direnişin içtimasıdır, aslı değildir. Aslı; nebilerin Kâbe meydanında, Mekke meydanında, Musa Nebi’nin Mısır meydanında, İsa Nebi’nin Kudüs meydanında, İbrahim Nebi’nin Harran’dan Kudüs’e, Mısır’a ve Mekke’ye uzanan yollarda verdiği mücadeledir. Bütün bu mücadeleyi meydanlarda verdiler. Gerçek salâ budur. Cuma salâsı da budur. Hayat da budur.
Bu salâ, bu dayanışma hayatta yoksa Yaratan bizi ne yapsın? “Demek ki siz insan olmayı hak etmiyorsunuz. Çöpsünüz, atıksınız.” diye cehenneme odun… Ancak asaletten, insanlıktan ve İslamlıktan yana tavır koyanlar; nebilerin izinde Gazze’ye, Kudüs’e ve kutsal beldelere en azından sahip çıkanlar başkadır.
Eğer Kudüs kurtulursa dünya kurtulur. Ancak Kudüs işgal edilirse şeytanî krallık her yere sirayet eder.
Sanmayın ki “Beni sokmayan yılan bin yaşasın.” deyince bana dokunmaz. Eyvah, eyvah! Bakın, şimdiden Türkiye’yi tehdit etmeye başladılar. Şeytana meydanı bırakırsanız o şeytanın Âdem atanıza ne yaptığını, sizi nasıl düşman bellediğini ve sizden nasıl intikam alacağını bilmeniz lazım.
Biz de aynı zamanda bu nebilere karşı işlenen suçların en azından şifahî intikamını almak, nebilerin haklarını savunmak; hakkı ve hakikati müdafaa etmek adına sizleri bizi takip etmeye davet ediyoruz.
Bakın, şeytanlar orada; taşlar, en azından şifahî taşlar burada. Şeytanları taşlayabiliyoruz. En azından bunu yapın. Kâbe’de bile buna müsaade etmiyorlar. Biz bu meydanlarda, medyada şeytanları taşlıyoruz. Siz de onları taşlayın, bize ortak olun. En azından paylaşın, diyoruz.