Bir Serçenin Gözünden Dünya

Bir Serçenin Gözünden Dünya

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Eylül 12, 2026 - 16:02

Sabahın ilk ışıkları, insanların henüz perdelerini açmadığı bir saatte, eski bir evin saçaklarına vurdu. Gecenin serinliğini kanatlarında taşıyan küçük bir serçe, başını hafifçe yana eğerek sokağı izliyordu. Onun için yeni bir gün, takvimde çevrilen bir yaprak değildi. Yeni bir gün; yeniden uçabilmek, yiyecek bulabilmek, yuvasına dönebilmek ve gökyüzünün hâlâ kendisine açık olduğunu hissedebilmekti. İnsanların büyük meselelerle doldurduğu hayat, onun gözlerinde birkaç küçük ama değerli ayrıntıdan ibaretti: güneşin sıcaklığı, ağacın güvenli dalı, arkadaşlarının cıvıltısı ve yağmurdan sonra taşların üzerinde parlayan su damlaları.

Serçe, sokağın karşısındaki ağaca doğru uçarken dünyanın ne kadar büyük olduğunu düşündü. Gerçi onun düşünceleri, insanların kitaplara sığdırdığı cümleler gibi değildi. O, dünyayı kilometrelerle değil, uçuşlarla tanıyordu. Bir evin çatısından diğerine, bir bahçeden parka, parktan caminin avlusuna uzanan yollar onun haritasını oluşturuyordu. Yüksek binalar, geniş caddeler ve gürültülü araçlar arasında kendisine küçük bir yaşam alanı kurmuştu. İnsanların her gün önünden geçip fark etmediği bir çiçek, onun için dinlenilecek bir durak; duvarın kenarındaki çatlak, yağmurdan kaçılacak bir sığınaktı. Dünyanın güzelliği, onun gözünde büyüklüğünde değil, yaşanabilir ayrıntılarında saklıydı.

Öğleye doğru sokak hareketlendi. İnsanlar ellerinde telefonlarla, zihinlerinde hesaplarla ve yüzlerinde yetişilmesi gereken işlerin ağırlığıyla yürüyordu. Serçe, bir bankın arkasındaki çalılıktan onları izledi. Kimi başını kaldırmadan geçti, kimi birbirine kızgın sözler söyledi, kimi de elindeki ekmeğin bir parçasını yere bıraktı. Serçe için o küçük parça, günün en kıymetli armağanıydı. Yaklaştı, ürkekçe etrafına baktı ve ekmek kırıntısını gagasına aldı. Sonra biraz geriye çekilip insanları yeniden seyretti. İnsanların sahip oldukları onca şeyin arasında, bazen bir lokmayı paylaşmayı bile unuttuklarını anlamasa da, onların telaşına üzülüyordu. Çünkü serçe için hayat, kazanılması gereken bir yarış değil; her sabah yeniden karşılaşılan bir nimetti.

Bir süre sonra çocukların sesleri duyuldu. Parkta koşuyor, birbirlerini çağırıyor, yere düşen topun peşinden gidiyorlardı. Serçe, onların neşesini uzaktan dinledi. Çocuklar henüz dünyanın bütün sertliklerini öğrenmemişti. Bir ağacın dalına konan kuşu gördüklerinde duruyor, onu korkutmadan yaklaşmaya çalışıyorlardı. Bir çocuk avucundaki simit parçasını yere bıraktı. Serçe önce uzak durdu, sonra cesaret edip yaklaştı. Çocuğun yüzündeki gülümsemeyi görünce, insanların yalnızca gürültüden ibaret olmadığını düşündü. Belki de dünya, onların kalbinde henüz bozulmamış bir yer taşıyordu.

Akşamüstü gökyüzü ağırlaştı. Rüzgâr, ağaçların yapraklarını birbirine sürterek yaklaşan yağmurun haberini verdi. Serçe, yuvasına dönmek için hızlandı. Yuvası, eski bir binanın saçak altında, kuru otlardan ve ince dallardan örülmüş küçücük bir sığınaktı. Orada yavruları bekliyordu. Her biri, dünyanın henüz tanımadığı küçük hayatlar taşıyordu. Serçe, dışarıda ne kadar büyük bir tehlike olursa olsun, yuvasına döndüğünde kanatlarının altındaki sıcaklığın her şeyden daha önemli olduğunu biliyordu. Onun için dünya, yavrularının açlığını dindirebildiği ve geceyi güvenle geçirebildiği sürece yaşanabilir bir yerdi.

Yağmur başladı. İnsanlar dükkân tentelerinin altına sığındı, arabalar hızla caddelerden geçti. Serçe ise saçakların altında bekledi. Damlaların yere düşüşünü izlerken, dünyanın bütün canlılara aynı gökyüzünü sunduğunu düşündü. İnsanlar kendilerine duvarlar örüyor, sınırlar çiziyor, birbirlerinden uzaklaşıyorlardı. Oysa yağmur, kimsenin kapısını çalmadan herkese düşüyordu. Güneş, kimsenin kimliğini sormadan herkesi ısıtıyordu. Rüzgâr, zenginle fakiri, güçlüyle güçsüzü ayırmadan aynı sokaklardan geçiyordu.

Gece çökerken serçe başını kanadının altına sakladı. Uzakta şehrin ışıkları yanıyor, insanlar kendi odalarında yarının planlarını yapıyordu. Serçe ise günün son cıvıltısını duyduktan sonra sessizliğe teslim oldu. Onun dünyasında büyük saraylar, gösterişli makamlar ve sonsuz servetler yoktu. Bir dal, bir lokma, bir yudum su ve sevdiklerine dönebildiği bir yuva vardı. Belki insanlığın aradığı huzur, tam da bu sadelikte gizliydi.

Çünkü bir serçenin gözünden dünya, sahip olunacak bir mülk değil; korunacak bir emanettir. Onun küçücük kalbi, insanın unuttuğu büyük bir hakikati taşır: Dünya bize ait değildir; biz, onun göğünde kısa bir süre kanat çırpan misafirleriz.