Sıfır Kilometre Bir Teröristin Zihni Yeniden Yazılabilir mi?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Devletlerin güvenlik lügatinde bazı sualler vardır ki, cevabı yalnızca laboratuvarın değil, hukukun, ahlâkın ve devlet aklının da imtihanıdır.
“Ekolünden yeni ayrılmış, tabiri caizse paketinden henüz açılmış bir teröristin zihnî engram ağı değiştirilebilir mi?” suali de bunlardan biridir.
Terörist dediğimiz şahıs, istihbarat nazarında yalnızca bir fail değil; propaganda, travma, aidiyet, hiyerarşi, ödül-ceza ve grup baskısı marifetiyle biçimlendirilmiş bir insan kaynağıdır.
Onun zihninde teşekkül eden hatıralar ve bunlara refakat eden duygusal çağrışımlar, basitçe bir “dosya” gibi silinip yerine yenisi yazılabilecek mahiyette değildir.
Nörobilimde “engram” kelimesi, belirli bir hatıranın oluşumu ve hatırlanmasıyla ilişkili nöron topluluklarını tarif etmek için kullanılır.
Lâkin bu kavram, popüler kültürdeki gibi beynin içine girip bir düşünceyi seçerek değiştirebildiğimiz manasına gelmez.
Bugünkü ilmimiz, insan hafızasının dağıtık, dinamik ve bağlama son derece bağlı olduğunu göstermektedir.
Optogenetik ise bu tartışmanın en cazip, fakat en ziyade yanlış anlaşılan tarafıdır.
Işıkla belirli nöron gruplarının faaliyetini kontrol etmeye imkân veren bu teknik, bilhassa hayvan deneylerinde belirli hafıza devrelerinin etkinleştirilmesi yahut baskılanması üzerine mühim neticeler doğurmuştur.
Ancak buradan “teröristin zihnini uzaktan yeniden programlamak” yahut “ideolojisini laboratuvarda değiştirmek” neticesini çıkarmak, mevcut bilimin fevkinde bir iddiadır.
İnsan beyninde bu ölçekte, güvenli ve seçici bir zihin yazılımı şimdilik bugün mevcut değildir.
Bununla beraber, istihbarat bakımından asıl mühim kapı başka yerdedir.
Çok yıllı gelecek programları, insanı yeniden kodlamaya değil, insanın kodlandığı sosyal çevreyi değiştirmeye yönelebilir.
Rehabilitasyon, karşı-anlatı, psikolojik destek, eğitim, istihdam, aile bağlarının güçlendirilmesi ve kontrollü sosyal yeniden entegrasyon; hafızanın değil, hafızaya verilen mananın dönüşmesine vesile olabilir.
Eski örgüt mensubunun “ben kimim?” sualine yeni ve şiddet dışı bir cevap bulabilmesi, biyolojik bir silmeden ziyade sosyal ve bilişsel bir yeniden yapılanmadır.
Burada istihbarat teşkilatlarının vazifesi de değişmektedir.
Mesele, insanı “ürün” telakki edip geri çevirmek değil; terör örgütünün insan üzerinde kurduğu yatırımın boşa çıkarılmasını temin etmektir.
Şayet bir örgüt yıllarca bir genci radikalleştiriyor, devlet ise birkaç yıl içinde onu topluma yeniden kazandırabiliyorsa, stratejik rekabetin mahiyeti değişmiş demektir.
Türkiye Cumhuriyeti bakımından bu yaklaşımın ayrıca jeopolitik bir kıymeti vardır.
Bölge, yalnız silahın değil, hafızanın, aidiyetin ve travmanın da mücadele sahasıdır.
Ankara, bilimi hukukla tahkim edilmiş uzun vadeli bir “şiddetten çıkış” doktrinine dönüştürebilirse, elinde yalnızca bir güvenlik programı değil, bölgesel bir devlet kapasitesi teşekkül eder.
Fakat burada ince bir çizgi vardır: Devletin insan zihnine nüfuz etme arzusu ile insanı şiddetten kurtarma vazifesi birbirine karıştırılmamalıdır.
Optogenetik bugün bize zihinleri yeniden yazma anahtarını vermiyor; fakat hafızanın ve davranışın sandığımızdan daha biyolojik, daha sosyal ve daha değişebilir olduğunu öğretiyor.
Öyleyse istikbalin istihbarat sorusu “Bir teröristin zihnini değiştirebilir miyiz?” değil, “Bir insanın şiddete tahsis edilmiş hayat rotasını, hukuk ve bilim dairesinde başka bir istikamete çevirebilir miyiz?” olmalıdır.
Bu suale verilecek müsbet cevap, belki de bölgenin en kıymetli stratejik menkulü dahi olacaktır.
Ne var ki böyle bir tasavvurun istihbarat mimarisine intikali, klasik operasyon mantığından bütünüyle farklı bir sabır ister.
Beş yıllık, on yıllık, hatta nesiller arası tesirleri ölçen programlar; kişinin çocukluk tecrübelerinden dijital propaganda maruziyetine, hapishane şartlarından mahalle ekonomisine kadar geniş bir veri haritası kurabilir.
Buradaki gaye, ferdin iradesini gasp etmek değil, şiddeti besleyen mekanizmaları erken teşhis edip meşru müdahale vasıtalarını zamanında devreye almaktır.
Bir örgütün yetiştirdiği militanı aynı örgütün üzerine salmak, devlet aklının değil, maceraperestliğin sahasına girer.
Asıl başarı, o şahsın örgütsel kimliğini çözmek, onu hukuk içinde etkisizleştirmek ve mümkünse topluma faydalı bir şahsiyete dönüştürmektir.
Zira devletin kudreti, düşmanının yöntemini taklit etmesinde değil, aynı neticeyi daha meşru ve daha kalıcı bir usulle elde edebilmesindedir.
Bunun için nörobilim, yapay zekâ, davranış bilimi ve istihbarat analitiği aynı masada buluşabilir.
Fakat bu masanın üzerinde mutlaka anayasa, insan hakları ve bağımsız bilimsel denetim bulunmalıdır.
Aksi hâlde “güvenlik” adına kurulan sistem, yarın bizzat güvenliğin kendisine tehdit teşkil edebilir.
Hafızaya müdahale ile propaganda arasındaki fark, tedavi ile tahakküm arasındaki fark kadar mühimdir.
Türkiye'nin burada elde edebileceği menkul kıymet, yalnız teknolojik üstünlük değildir.
Asıl kıymet; bölgesinde şiddet üretmiş insanı şiddetsiz bir geleceğe taşıyabilen, bunu da hukukî meşruiyet ve bilimsel ciddiyet içerisinde yapabilen bir devlet modelinin ihdas edilmesidir.
Böyle bir model, silahın menzilinden daha uzun bir tesir meydana getirir.