HASTA HAKLIYSA NE YAPACAĞIZ?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bir profesörle bir psikiyatri hastası karşı karşıya geldiğinde işimiz aslında çok kolay.
Profesörü dinleriz.
Çünkü profesördür.
Yıllarını bilime vermiştir, kürsülere çıkmıştır, kongrelerde konuşmuştur, makaleler yazmıştır. Mesleki çevresi vardır, itibarı vardır, özgeçmişi vardır.
Diğer tarafta ise bir hasta vardır.
Üstelik psikiyatri hastası.
Dosyasında tanısı vardır.
Ne güzel.
Tartışma başlamadan bitmiştir.
Şimdi yazının burada bir psikiyatrist eleştirisine dönüşmesini bekliyorsanız, biraz bekleyin.
Çünkü benim derdim psikiyatristler değil.
Benim derdim bizim haklılık ölçme cihazımız.
Çok ilginç çalışıyor.
Bir insanın söylediğini değerlendirmeden önce kim olduğuna bakıyoruz. Unvanı varsa cümlesi birkaç puan önden başlıyor. Tanısı varsa birkaç puan geriden.
Profesör öfkelenirse “haklı bir tepki” olabilir.
Hasta öfkelenirse “semptom” olabilir.
Profesör susarsa “mesleki vakar” denebilir.
Hasta susarsa “kabullenmiş” sayılabilir.
Profesör konuşursa uzman görüşüdür.
Hasta konuşursa yaşadıklarını “yanlış yorumlamış” olma ihtimali hemen masaya gelir.
Ne muazzam bir sistem.
Neredeyse hiç delile ihtiyaç bırakmıyor.
İnsanları kategorilere ayırıp kimin daha inanılır olduğuna önceden karar verebiliyoruz.
Oysa hukuk tam da bu kolaycılığı bozmak için vardır.
Hukuk kişinin kartvizitini değil, iddiasını sorgular.
En azından sorgulaması gerekir.
Psikiyatri hastasının anlattığı her şey doğru kabul edilmemelidir elbette.
Fakat psikiyatristin söylediği her şey de yalnızca psikiyatrist olduğu için doğru kabul edilemez.
İşte rahatsız edici eşitlik tam burada başlıyor.
Çünkü eşitlik bazen herkese aynı şeyi vermek değildir.
Herkesi sorgulanabilir hale getirmektir.
Profesörü de.
Hastayı da.
Hekimi de.
Avukatı da.
Akademisyeni de.
Beni de.
Evet, beni de.
Benim anlattıklarımı da sırf ben anlatıyorum diye doğru kabul etmeyin.
Sorgulayın.
Tutarlılığına bakın.
Zaman çizelgesine bakın.
Belgelere bakın.
Söylenenlerle davranışların birbirini destekleyip desteklemediğine bakın.
Ama aynı zahmeti karşı taraf için de gösterin.
İşte benim istediğim ayrıcalık tam olarak bu:
Ayrıcalıksızlık.
Kaan Kora konusunda da söylediğim şey bundan farklı değil.
Ben kimsenin “Serra söyledi, öyleyse doğrudur” demesini istemiyorum.
Tam tersine.
Sorun.
İnceleyin.
Eleştirin.
Benim anlatımımı da didik didik edin.
Fakat karşısındaki isim profesör olduğunda sorgulama refleksinizi kapatmayın.
Çünkü bilim insanı olmak hata yapmamak anlamına gelmez.
Psikiyatri hastası olmak da gerçeği algılayamamak anlamına gelmez.
Asıl damgalama bazen hakaret ederek yapılmaz.
Bazen son derece kibar bir cümleyle yapılır:
“Sonuçta hasta.”
İki kelime.
Ve ardından insanın bütün anlatısının üzerine görünmez bir parantez açılır.
Belki de çağdaş psikiyatrinin ve hukukun birlikte çözmesi gereken meselelerden biri tam olarak budur:
Bir kişinin ruhsal hastalık tanısı, onun beyanının güvenilirliğini otomatik olarak azaltan görünmez bir delile dönüşebilir mi?
Dönüşmemeli.
Çünkü tanı, kişinin insanlık statüsünü değiştirmez.
Tanı bir mahkûmiyet kararı değildir.
Tanı, “bundan sonra söylediklerin şüphelidir” damgası hiç değildir.
Şimdi gelelim ters köşeye.
Belki Kaan Kora haklıdır.
Evet.
Bu ihtimali özellikle yazıyorum.
Belki ben yanılıyorumdur.
Bu da mümkündür.
Fakat üçüncü ve nedense en az konuşulan ihtimal de masada durmak zorunda:
Ya hasta haklıysa?
İşte sistemin gerçek sınavı o zaman başlar.
Çünkü güçlü olanın haklı çıkması şaşırtıcı değildir.
Unvanı olanın dinlenmesi de şaşırtıcı değildir.
Asıl medeniyet göstergesi, hiçbir kurumsal gücü olmayan kişinin söylediği sözün de aynı ciddiyetle incelenebilmesidir.
Ben profesörlerin susturulduğu bir dünya istemiyorum.
Hastaların da susturulamadığı bir dünya istiyorum.
Hekimin itibarı korunsun.
Ama hastanın itibarı da olsun.
Hekimin mesleki güvenliği sağlansın.
Ama hastanın hukuki güvenliği de sağlansın.
Çünkü mesele kimin kazandığı değildir.
Mesele gerçeğin, onu söyleyen kişinin unvanından bağımsız olarak yaşayabileceği bir sistem kurabilmektir.
O nedenle bundan sonra bir psikiyatri hastası ile bir profesörün anlatıları karşı karşıya geldiğinde ilk sorunuz şu olmasın:
“Hangisi daha itibarlı?”
Şunu sorun:
“Hangisinin söylediğini ne doğruluyor?”
Ve cevaptan gerçekten emin değilseniz, bir ihtimali daha masada bırakın:
Ya hasta haklıysa ne yapacağız?