Türk Futbolunda Artık Sistem Değişmeli: TFF Nasıl Yönetilmeli?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Türk futbolu yıllardır aynı tartışmaların içerisinde dönüp duruyor. Yönetimler değişiyor, başkanlar değişiyor, kurullar değişiyor ancak sorunlar bir türlü değişmiyor.
Son beş yıllık süreçte Türkiye Futbol Federasyonu yönetimlerinde yaşanan tartışmalar, hakem kararları, VAR uygulamaları, kulüpler arasındaki adalet tartışmaları ve yönetim anlayışına yönelik eleştiriler, Türk futbolunun artık günü kurtaran değişikliklerle değil, köklü bir sistem değişikliğiyle ele alınması gerektiğini gösteriyor.
Mehmet Büyükekşi döneminde başlayan tartışmaların ardından İbrahim Hacıosmanoğlu yönetimiyle de birçok konuda benzer problemlerin gündeme gelmesi, aslında meselenin yalnızca bir başkan veya birkaç yönetici meselesi olmadığını ortaya koyuyor.
Asıl sorun sistemde.
TFF yönetimi nasıl oluşturulmalı?
Türkiye Futbol Federasyonu yönetim kurulunun, belirli kişi ve grupların etkisinden uzak, daha demokratik ve daha kurumsal bir yapıya kavuşturulması gerekiyor.
Federasyon yönetiminde;
Kulüplerin,
Amatör futbolun,
Profesyonel liglerin,
Hakem camiasının,
Futbolcuların,
Teknik direktörlerin,
Futbol hukukçularının,
Akademisyenlerin,
Eski futbolcuların
daha dengeli şekilde temsil edildiği bir model tartışılmalı.
Ancak burada en önemli nokta, temsil ile bağımlılık arasındaki çizginin doğru çizilmesi.
TFF yönetiminde görev alan kişilerin herhangi bir kulübün veya futbol grubunun çıkarını değil, Türk futbolunun tamamını temsil etmesi gerekiyor.
Federasyon başkanı ve yönetim kurulu üyeleri yalnızca seçim dönemlerinde değil, görev süreleri boyunca hesap verebilir olmalı.
Hakemlik sistemi yeniden ele alınmalı
Türk futbolunun en büyük problemlerinden biri de hakemlik.
VAR geldi.
Teknoloji gelişti.
Maçlar defalarca izlenebiliyor.
VAR kayıtları tartışılıyor.
Ancak buna rağmen tartışmalı kararlar sona ermiyor.
O zaman şu soruyu sormak gerekiyor:
Sorun teknoloji mi, yoksa sistemi yöneten insanlar mı?
Bir hakemin verdiği kararın yanlış olması futbolun doğasında olabilir. Ancak aynı tür tartışmaların yıllarca devam etmesi, kulüplerin sürekli olarak hakemlerden şikâyet etmesi ve bazı karşılaşmalarda hakem yönetimlerinin kamuoyunda ciddi soru işaretleri oluşturması artık sistemin sorgulanmasını zorunlu hale getiriyor.
Hakemlerin yalnızca teknik açıdan değil, etik, psikolojik ve iletişim açısından da sürekli denetlenmesi gerekiyor.
Hakemlikte liyakat esas alınmalı.
Performans ölçümü şeffaf olmalı.
Atamalar mümkün olduğunca objektif kriterlere bağlanmalı.
Ve en önemlisi, hakemlerin kulüpler ve yöneticiler üzerindeki baskılardan korunabileceği bağımsız bir yapı oluşturulmalı.
Futbolcunun da yöneticinin de sorumluluğu olmalı
Türk futbolundaki bir başka çelişki ise saha içerisindeki davranışlar.
Türkiye'de futbolcuların, teknik heyetlerin ve yöneticilerin zaman zaman sergilediği davranışlara bakıyoruz; ardından aynı kişilerin Avrupa kupalarında çok daha kontrollü hareket ettiğini görüyoruz.
Peki neden?
Çünkü orada kuralların uygulanacağını biliyorlar.
Demek ki sorun yalnızca futbolcuda değil.
Sorun, kuralların uygulanmasında.
Hakem, teknik direktöre ve futbolcuya taviz verdiğinde; futbolcu da bir sonraki pozisyonda aynı davranışı tekrarlıyor.
Kenarda hakeme itiraz eden, saha içerisinde rakibine yönelik sportmenlik dışı davranışlarda bulunan futbolcu, yeterli yaptırım görmediğinde bu davranış normalleşiyor.
Bunun sonucunda da futbol sahaları mücadele alanı olmaktan çıkıp zaman zaman gerginlik alanlarına dönüşüyor.
Türk futbolunun uluslararası itibarı da düşünülmeli
Mesele yalnızca Süper Lig'de hangi takımın şampiyon olacağı değildir.
Türk futbolunun Avrupa ve dünya futbolundaki itibarı da söz konusu.
Hakemlerimizin uluslararası organizasyonlardaki temsili, kulüplerimizin Avrupa'daki başarısı, milli takımın performansı ve Türkiye'nin UEFA ile FIFA içerisindeki ağırlığı birbirinden bağımsız konular değil.
Türkiye, futbolun büyük ülkelerinden biri olmak istiyorsa yalnızca büyük stadyumlara, yüksek transfer bütçelerine veya yıldız futbolculara sahip olmak yetmez.
Güçlü bir futbol kültürüne ihtiyaç var.
Artık günü kurtarma dönemi bitmeli
Türkiye Futbol Federasyonu'nda bundan sonraki süreçte yapılacak yönetim değişikliği, yalnızca yeni bir başkan seçmek şeklinde değerlendirilmemeli.
Asıl mesele:
“Kim başkan olacak?” değil, “Nasıl bir sistem kurulacak?” sorusudur.
Çünkü kişiler değişir.
Yönetimler değişir.
Ama sistem değişmezse aynı sorunlar farklı isimlerle yeniden karşımıza çıkar.
Bu nedenle yeni TFF yönetimi; şeffaf, hesap verebilir, liyakat esaslı, kulüpler karşısında bağımsız, hakemlik sisteminde güveni sağlayan ve futbolun bütün paydaşlarını temsil eden bir anlayışla oluşturulmalı.
Türk futbolunun artık yeni bir tartışmaya değil, yeni bir futbol düzenine ihtiyacı var.
Futbolun yeniden toplumun güven duyduğu, hakem kararlarının sürekli tartışılmadığı, yöneticilerin birbirlerini suçlamak yerine çözüm ürettiği, futbolcuların saha içerisinde kurallara saygı gösterdiği bir seviyeye taşınması gerekiyor.
Çünkü adaletin olmadığı yerde rekabetin anlamı kalmaz.
Hakemin güven vermediği yerde futbolun sonucu tartışılır.
Yönetimin güven vermediği yerde federasyon tartışılır.
Sistemin güven vermediği yerde ise Türk futbolunun geleceği tartışılır.
Artık Türkiye'nin önünde önemli bir fırsat var.
Yeni dönemde sadece yeni bir TFF yönetimi değil, yeni bir futbol yönetim anlayışı inşa edilmeli.
Türk futbolu gerçekten uluslararası alanda saygın, başarılı ve güçlü olmak istiyorsa, önce kendi sahasındaki adaleti, liyakati ve futbol ahlakını yeniden tesis etmek zorunda.
Çünkü Türk futbolunun ihtiyacı yeni isimlerden önce, yeni bir sistemdir.