İki Devlet, Tek Millet: Azerbaycan’ın Bağımsızlık Destanı ve Bitmeyen Hürriyet Mücadelesi

İki Devlet, Tek Millet: Azerbaycan’ın Bağımsızlık Destanı ve Bitmeyen Hürriyet Mücadelesi

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Mayıs 28, 2026 - 11:26

Bazı milletler vardır ki tarih onları rahat bırakmaz…
Sınanırlar, parçalanırlar, işgal görürler, acılar yaşarlar… Ama ne olursa olsun diz çökmezler. Azerbaycan işte böyle bir milletin adıdır.

Bugün 28 Mayıs Azerbaycan Bağımsızlık Günü’nü kutlarken, aslında yalnızca bir devletin kuruluş yıl dönümünü değil; yüz yılı aşan bir direnişi, büyük fedakârlıkları, kaybedilen canları ve uğruna nesiller boyu mücadele verilen bir hürriyet davasını anıyoruz.

1918 yılında Mehmet Emin Resulzade ve dava arkadaşlarının öncülüğünde kurulan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti, Türk ve İslam dünyasının ilk demokratik cumhuriyeti olarak tarihe geçti. Resulzade’nin “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez” sözü ise yalnızca bir siyasi cümle değil; Azerbaycan halkının karakterini anlatan tarihi bir manifesto oldu.

Fakat bağımsızlık kolay kazanılmadığı gibi kolay korunamadı da…

Henüz genç cumhuriyet güçlenemeden Sovyet işgali başladı. Azerbaycan halkı yıllarca baskı altında yaşadı. Kimliği bastırılmak istendi, dili susturulmaya çalışıldı, milli hafızası silinmek istendi. Ama Azerbaycan halkı hiçbir zaman bağımsızlık idealinden vazgeçmedi.

Çünkü bağımsızlık, Azerbaycan Türkü için sadece siyasi bir mesele değildi; namus, vatan ve millet meselesiydi.

20 Ocak 1990’da Bakü sokaklarında Sovyet tanklarının sivillerin üzerine yürüdüğü “Kara Ocak” gecesi, Azerbaycan halkının hafızasına kazınan en acı kırılmalardan biri oldu. Kadınlar, gençler, yaşlılar bağımsızlık uğruna can verdi. Ancak o gece Azerbaycan korkmadı… Tam aksine, özgürlük iradesi daha da büyüdü.

1991 yılında Sovyetler Birliği dağıldığında Azerbaycan yeniden özgürlüğüne kavuştu. Türkiye’nin Azerbaycan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk devlet olması ise kardeşliğin en net göstergelerinden biri oldu. Çünkü Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bağ; çıkar ilişkisine değil, ortak tarihe, ortak kültüre ve ortak acılara dayanıyordu.

“İki devlet, tek millet” sözü işte bu yüzden sıradan bir slogan değil, yaşayan bir gerçektir.

Bu tarihi kardeşliğin siyasi anlamda en güçlü mimarlarından biri ise hiç şüphesiz merhum Haydar Aliyev oldu. Azerbaycan’ın en zor dönemlerinde devlet aklını yeniden ayağa kaldıran, ülkesinin bağımsızlığını ve milli duruşunu koruyan Haydar Aliyev; yalnızca Azerbaycan için değil, Türk dünyası açısından da çok önemli bir liderdi.

Haydar Aliyev’in Türkiye ile kurduğu güçlü bağ, iki ülke ilişkilerinin temel taşlarından biri haline geldi. Onun yıllar önce dile getirdiği “Bir millet, iki devlet” sözü bugün artık sadece bir siyasi yaklaşım değil; Türkiye ve Azerbaycan halklarının ortak vicdanını anlatan tarihi bir tanıma dönüşmüştür.

Aliyev döneminde temelleri atılan Türkiye-Azerbaycan stratejik yakınlaşması; enerji projelerinden savunma iş birliklerine, diplomatik dayanışmadan Türk dünyası vizyonuna kadar birçok alanda kalıcı bir kardeşlik hattı oluşturdu.

Ancak Azerbaycan bağımsızlığını kazansa da, vatan topraklarının tamamında huzur sağlayamamıştı. Karabağ yıllarca işgal altında kaldı. Hocalı’da yaşanan katliam, sadece Azerbaycan’ın değil, insanlık tarihinin en acı sayfalarından biri olarak hafızalara kazındı.

Binlerce aile dağıldı…
Çocuklar yetim kaldı…
Şehirler harabeye döndü…
Camiler susturuldu…
Mezarlıklar tahrip edildi…

Ama Azerbaycan halkı yine vazgeçmedi.

Çünkü bazı topraklar sadece harita üzerindeki bir alan değildir. Bazı şehirler bir milletin hafızasıdır. Şuşa da, Karabağ da Azerbaycan’ın hafızasıydı.

İşte bu süreçte Azerbaycan’ın bağımsızlık ve vatan mücadelesi, sayısız kahramanın fedakârlığıyla büyüdü. Bu mücadele sadece bir kişinin değil; cephede savaşan binlerce askerin, şehit olan nice gencin, yıllarca evladının yolunu bekleyen annelerin, vatan için gözyaşı döken bir milletin ortak destanıydı.

Karabağ uğruna can veren her asker, Azerbaycan’ın bağımsızlık iradesinin yaşayan sembolü oldu.

Bu kahramanlardan biri de hiç şüphesiz Mübariz İbrahimov’du…

Ancak Mübariz’i diğerlerinden ayıran şey yalnızca gösterdiği cesaret değil; Azerbaycan halkının yıllardır içinde taşıdığı bağımsızlık ruhunu tek başına temsil eden bir sembole dönüşmesiydi.

18 Haziran 2010 gecesi düşman hattına ilerlerken, aslında sadece bir asker yürümüyordu. O gece bir milletin onuru, kararlılığı ve teslim olmayan ruhu yürüyordu.

Saatler süren çatışmanın ardından şehit düşen Mübariz İbrahimov, Azerbaycan gençliği için korkusuzluğun ve vatan sevgisinin adı haline geldi. Ama onun hikâyesi, Azerbaycan’ın bağımsızlık destanının yalnızca bir parçasıydı.

Çünkü Karabağ zaferi; yalnızca bir komutanın, bir askerin ya da bir kahramanın değil, topyekûn bir milletin zaferiydi.

2020 yılında Karabağ’ın yeniden özgürlüğüne kavuşmasıyla birlikte, yıllardır edilen dualar karşılık buldu. Şuşa’da yükselen Azerbaycan bayrağı, yalnızca askeri bir başarının değil; yıllardır süren sabrın, fedakârlığın ve bağımsızlık uğruna verilen büyük mücadelenin simgesi oldu.

O gün sadece Azerbaycan’da değil, Türkiye’de de milyonlarca insanın gözleri doldu. Çünkü Karabağ’ın zaferi, iki kardeş devletin ortak sevinciydi.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında kurulan güçlü siyasi irade ve karşılıklı dayanışma da bu tarihi süreçte çok önemli bir rol oynadı.

Karabağ zaferi boyunca Türkiye’nin ortaya koyduğu net destek, sadece diplomatik bir tavır değildi; kardeşliğin devlet politikası haline gelmiş güçlü bir yansımasıydı. Bakü’de verilen mesajlarla Ankara’dan yükselen destek aynı ruhun devamıydı.

Bugün Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişki yalnızca kültürel kardeşlik değil; enerji, savunma, ekonomi ve bölgesel güvenlik açısından da stratejik bir güç birlikteliğine dönüşmüş durumdadır. Türk Devletleri Teşkilatı’ndan TANAP projelerine, savunma sanayi iş birliklerinden ortak askeri tatbikatlara kadar uzanan süreç; geleceğin Türk dünyasının da temelini oluşturmaktadır.

Ancak bütün bu siyasi ve stratejik gelişmelerin temelinde yine aynı gerçek yatmaktadır:

Şehitlerin emaneti…

Bugün Azerbaycan’ın bağımsızlığı varsa, bu; toprağa düşen nice kahramanın fedakârlığı sayesinde vardır.

Bugün Karabağ’da özgürce dalgalanan bayrak varsa, bu; yıllarca vatanından ayrı kalan insanların sabrı sayesinde vardır.

Ve bugün Türkiye ile Azerbaycan dimdik ayakta duruyorsa, bunun temelinde ortak tarih kadar ortak acılar ve ortak mücadele vardır.

Bu vesileyle; başta Mehmet Emin Resulzade olmak üzere Azerbaycan’ın bağımsızlık mücadelesine önderlik eden tüm devlet adamlarını, merhum Haydar Aliyev’i, Karabağ uğruna şehit düşen bütün kahramanları, Hocalı’nın masumlarını, Mübariz İbrahimov’u ve vatan uğruna can veren tüm Azerbaycan evlatlarını rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.

Çünkü bazı milletler tarih yazmaz sadece…

Bedel ödeyerek ayakta kalır.

Azerbaycan da işte o milletlerden biridir.

Bağımsızlığın kutlu olsun can Azerbaycan…
Türkiye ve Azerbaycan kardeşliği daim olsun…