Yanımızdakinin Rengiyle Boyanmak!
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Eskilerin çok kıymetli bir sözü vardır: “Kişi, arkadaşının dini üzeredir.” Modern psikoloji ise bunu, “En çok vakit geçirdiğimiz beş kişinin ortalamasıyız,” diyerek güncelliyor. Aslında her iki kapı da aynı hakikate çıkıyor: İnsan, farkına varmadan yanındakinin rengini alır. Ruhumuz, bir sünger gibi temas ettiği her kalpten bir şeyler çeker; bazen bir tebessümü, bazen de bir zehri...
Sessiz Bir Sirayet, "Haller Bulaşıcıdır"
Hayat yolculuğunda kiminle yürüdüğümüz, sadece bir yol arkadaşlığı seçimi değildir; aynı zamanda nasıl birine dönüşeceğimizin de kararıdır. Söylenen sözlerden ziyade, hissedilen haller bulaşıcıdır çünkü. Birinin sürekli şikayet eden dili, zamanla sizin şükrünüzü eksiltir. Kötümser bir bakış, sizin ufkunuzu daraltır. Kötü dostluklar sadece vakit kaybettirmez; insanın nezaketini, yaşama sevincini ve o en saf halini de yavaş yavaş kemirir. Fark etmezsiniz ama bakarsınız ki o "hiç benlik değil" dediğiniz her şey, üzerinize bir hırka gibi yerleşivermiş.
Kısaca ifade etmek gerekirse; "Kalite Tesadüf Değil, Bir Tercihtir."
Kötü niyetin, ahlaksızın, hasedin ve sürekli aşağı çeken enerjilerin içinde kalmak, insanın kendi kalitesinden ödün vermesidir. Seviyemizi belirleyen şey, sadece okuduğumuz kitaplar değil, soframıza buyur ettiğimiz, onların ortamlarında —alışık olmadığımız mekanlarda— aniden kendimizi buluverişimizdir. Aslında bizi çektikleri o yer, o insanların karakteridir. Yanlış insanların yanında kendi ışığınızı kısmak zorunda kalırsınız. Oysa "iyi" olanlar; gücünü sevgiden alanlar, niyeti duru, sözü incitmeyenler size sadece huzur vermez; içinizdeki o saklı iyiliği de hatırlatır.
**"İyi insanlar, yolun yükünü hafifleten menzillerdir."** — diye ifade eder şair Şiirperisi
İyi bir dosta, temiz bir kalbe denk gelmek bu dünyadaki en büyük rızıktır. Onların yanında susmak bile bir tedavi yöntemidir. Size bir şeyler katmak için çabalamazlar; sadece varlıklarıyla, berrak bakışlarıyla ruhunuzun pasını silerler. İyi insanlarla yürüdüğünde yol ne kadar uzun, hayat ne kadar engebeli olursa olsun; insan kendini daha az yalnız, daha çok "kendisi" gibi hisseder. Hayatın nasıl kolaylaştığını ve o temiz bağın insanı her şeye karşı nasıl koruduğunu anlar.
Ömrümüz, bizi eksiltenlerle değil, bizi çoğaltanlarla geçsin. Bize dokunmasa bile selamı temiz, bakışı berrak insanlara denk gelelim. Çünkü karakterimiz, temas ettiğimiz kalplerin bir toplamıdır. Kalbimizi karartanlardan uzak, içimizi aydınlatanlara yakın durmak; kendimize olan en büyük borcumuzdur.
Unutmayın; yanınızdaki insan sizi ya yukarı taşır ya da aşağı çeker. Sizi yukarıya, daha zarif ve daha insani bir seviyeye taşıyanlarla el ele yürüyün.
Bir "Yol Arkadaşını" Kendi Elleriyle Uğurlamak..
İnsan bazen bu muazzam hakikatin tam tersi istikamette koşar. Hayat denilen bu uçsuz bucaksız yolda sadece attığı adımlardan ibaret değildir; o yolda koluna girdiği kişinin ruhuyla sarmalanır. Kadim bir öğreti der ki: "İnsan, gönül hizasında kim varsa ona dönüşür." Bu bir boyanma değil, bir sızmadır. Yanınızdaki insanın haysiyeti haysiyetinize, onun sığlığı ise sizin derinliğinize sızar. Siz fark etmeden, o çok güvendiğiniz karakter kaleleriniz, yanınızda tuttuğunuz "yanlışın" zehriyle içten içe çürümeye başlar.
Emeğin kutsallığı ve körlüğün zulmü arasında son derece ince bir çizgi vardır. Bunu anlamak için sadece biraz insan olmak gereklidir. Bazı insanlar vardır; hayatınıza girdiklerinde sadece boşlukları doldurmazlar, size adeta yeni bir dünya inşa ederler. Sizin en dağınık halinizi toparlayan, toplum içindeki saygınlığınızı bir zırh gibi kuşanan, en sert kavgalarınızda bile sizin haysiyetinizi sizden daha çok koruyan o asil ruhlardan bahsediyorum... Onlar, sizin liderliğinize giden yolun taşlarını elleriyle döşeyerek açarlar. Giyiminizden konuşmanıza, ruhunuzun estetiğinden zihninizin berraklığına kadar her şeye titizlikle dokunurlar.
Fakat insanın en büyük trajedisi, bu saf sadakati "nasılsa gitmez" dediği bir garanti belgesi sanmasıdır. Siz, hayatınızı kolaylaştıran bu devasa emeği görmezden gelip; sizi sadece kullanan, emeğinizi sömüren, narsist eylemleriyle sizi bir basamak olarak gören sahte kahramanları hayatınızın başköşesine oturttuğunuzda, aslında kendi sonunuzu imzalarsınız. O "yanlış" kişinin sığlığını övüp onu yüceltirken, yanınızdaki okyanusu bir damla su yerine koymak, yapılabilecek en büyük vefasızlıktır.
Sessizliğin En Gürültülü Hali "Vazgeçiş"
Bir kadının, bir gerçek yol arkadaşının çırpınışları aslında en büyük bağlılık yeminidir. Konuşuyorsa umut vardır, eleştiriyorsa iyileşmenizi istiyordur, uyarıyorsa hala "biz" olduğunuzu hatırlatıyordur. Ancak o narsist karanlıklara olan ilginiz, o değersiz insanlara kattığınız yapay değer, bir noktada bu yüce ruhu yorar.
O an geldiğinde, çığlıklar biter ve yerini o korkunç sessizliğe bırakır. Bu sessizlik bir küskünlük değil, bir kabule geçiş ayinidir. Sizin kendi kendinizi yok etme arzunuzu, değersizlikle olan o garip bağınızı gördüğünde; "Benim artık burada bir hükmüm yok," der ve ruhunu sizin ikliminizden çeker. O vakit anlarsınız ki; insan sadece yanındakine benzemez, yanındakinin aynasında kendi değerini görür. Siz aynanızı çamurla kapladığınızda, kendi siluetinizi de kaybedersiniz.
Kimin Ruhuyla Hemhâl Oluyorsunuz?
Unutmayın ki; dünya üzerindeki hiçbir saygınlık, sizi aşağı çeken birine duyduğunuz o anlamsız sadakati affetmez. Siz, size emek verenleri elinizin tersiyle itip, sizi hiçe sayanları hayatınızda bir tahta oturttuğunuzda; çevreye verdiğiniz mesaj şudur:
"Ben bu değersizliğe layığım." Ve toplum, size ancak sizin kendinize verdiğiniz değer kadar saygı duyar. O asil yol arkadaşı uzaklaştığında, arkanızda sadece sizi sömürenlerin gölgesi kalır. Geriye dönüp baktığınızda, sizi vezir eden ellerin çoktan kendi yoluna gittiğini, sizinse o "yanlış renklerin" içinde kimliğinizi yitirdiğinizi görürsünüz. İnsan, kaybettiği insanın değerini değil, o insanla birlikte kaybettiği kendi onurunu arar aslında.
Şimdi kendinize sormanız gereken o acı soruyla baş başasınız....Emeğini sizin yolunuza sermiş o insan, şu an sustuysa ve sadece izliyorsa; bu sessizlik fırtınadan önceki son duraksa... Bilin ki o artık gitmeye hazırlanmıyor, sizi kendi yarattığınız o sığ çukurda çoktan terk etmiş demektir.
Zira bir insanı bedenen uğurlamak kolaydır; ancak sizi vezir eden bir ruhun, sizi kendi elleriyle 'hiçliğe' iade edişini izlemek, yaşayan bir ölü için bile fazla ağır bir cenaze törenidir. O sustuğunda fırtına kopmaz; asıl felaket, fırtınanın bile sizi kurtarmaya değer görmeyeceği o mutlak ıssızlıktır.
Siz sahte alkışların gürültüsüyle sarhoşken, asalet sessizce kapıyı çekip çıkmıştır; geriye kalan tek şey, aynada tanımayacağınız o yabancının sönük gölgesidir.
Dili, dini, rengi ne olursa olsun iyiler iyidir.
**"İyilerle olun ki, iyilik üzerinize sinsin."**
Vesselam!!!
Nur Delice