ESKİ BAYRAMLARIN HASRETİ

ESKİ BAYRAMLARIN HASRETİ

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Mayıs 24, 2026 - 09:07

Baba giderse…
Anne giderse…

Aslında insanın çocukluğu da biraz gider.

Ve fark etmeden o eski bayramlar çekilir hayatın içinden.

Çünkü bayram dediğin şey; takvimde yazan bir gün değildir. Bayramı bayram yapan, aynı sofraya oturduğun insanlar, elini öptüğün büyükler, kapısını çaldığın evlerdir.

İnsan bunu çoğu zaman geç anlıyor…

Kaybettiklerinden sonra.

Çünkü hayatın acı gerçeklerinden biri şudur:

İnsan, sahip olduklarının değerini çoğu zaman yokluklarında öğreniyor.

Eskiden bayramlar günler öncesinden başlardı.

Yeni alınan ayakkabı kutudan çıkarılır, tekrar yerine konurdu. Bayram gelmeden giymeye kıyılmazdı. Yeni kıyafetler dolapta beklerdi ama biz onları hayallerimizde çoktan giymiş olurduk.

Bayram sabahını beklemek bile başlı başına mutluluktu.

Sokakların havası değişirdi.

Mahallede telaş olurdu.

Evlerden yemek kokuları yükselirdi.

Bir görünmeyen sevinç dolaşırdı insanların arasında.

İstanbul’dan, Ankara’dan, başka şehirlerden akrabalar gelirdi.

Çünkü büyükler olmadan bayram eksik kalırdı.

Sarılmadan…

Aynı sofraya oturmadan…

Aynı çayın etrafında toplanmadan…

Bayram tam olmazdı.

Sonra mezarlık ziyaretleri…

Dualar…

Sessiz konuşmalar…

Bayram sadece yaşayanlarla değil; ebediyete göçenlerle de gönül bağı kurmaktı aslında.

Çünkü bayram biraz da hatırlamak demekti.

Unutmamak…

Vefa göstermek…

Asıl bayram; herkesin baba evinde toplandığı anlardı.

O ev yalnızca dört duvar değildi.

Hatıraların yuvasıydı.

Duaların yuvasıydı.

Sevginin yuvasıydı.

Bir söz vardır:

“Eve alınan şekeri baba alıyorsa bayram olur… Diğer türlüsü sadece şekerdir.”

Belki de bütün mesele tam burada saklı.

Çünkü bayramı özel yapan alınan şeyler değildir.

O evi ayakta tutan insanlardır.

O yüzden eski bayramlar kıymetlidir.

O yüzden eski insanlar unutulmaz.

Ve o yüzden insan yaş aldıkça bayram yaklaşınca içinde açıklayamadığı bir boşluk hisseder.

Sanki biri eksiktir…

Sanki bir ses duyulmayacaktır…

Sanki kapı çalmayacaktır…

Şimdi birçok ev daha sessiz.

Sofralar kuruluyor ama bazı sandalyeler boş kalıyor.

Kalabalıklar var ama eski neşe yok.

Çünkü bazı insanlar gittikten sonra yalnız insanlar gitmez…

Bir dönemin sıcaklığı da gider.

Bir dönemin huzuru da gider.

Bir dönemin bayramı da gider.

Ama yine de…

Eski bayramlar tamamen kaybolmadı.

Onlar hâlâ bir çocuğun sevincinde…

Bir büyüğün duasında…

Bir kapıyı çalarken gösterilen vefada…

Bir yetimin başını okşarken…

Bir sofrayı paylaşırken yaşamaya devam ediyor.

Belki de aradığımız şey yalnız geçmiş değildir.

Belki en çok, içimizde eksilen samimiyeti, vefayı ve birlikte olabilmenin huzurunu özlüyoruz.

Ve belki bir gün…

Bir büyüğün elini tuttuğumuzda,

Bir çocuğu sevindirdiğimizde,

Bir kırgını arayıp hâlini sorduğumuzda…

O eski bayramlardan küçük bir parça yeniden hayat bulacak.

Çünkü bayram bazen takvimde değil;

İnsanın kalbinde yaşar.