Öfke Çağında Kurban Bayramı: Dijital Kurban
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bir toplumun vicdanı, en güçsüze nasıl davrandığında ortaya çıkar. Sadece insana karşı tavrıyla da ölçülmez; yaşlıya, yoksula, yalnız kalmışa, sokakta aç bekleyen bir canlıya ve sesi çıkmayana nasıl baktığıyla anlaşılır.
*
Eskiden mahalle vardı. İnsanlar birbirinin yüzüne bakarak konuşurdu. Birisi düştüğünde kaldıran olurdu. Bir yaşlı poşet taşırken yardım eden çıkardı. Bir sokak hayvanı aç kaldığında biri mutlaka önüne su koyardı.
*
Bugün ise başka bir çağın içindeyiz. Kalabalıkların arttığı ama insanlığın yalnızlaştığı bir çağın… Bilginin çoğaldığı ama vicdanın azaldığı bir çağın…
*
Artık insanlar birbirini tanımadan yargılıyor. Bir videonun kırpılmış hâliyle hüküm veriliyor. Anonim hesapların yazdığı birkaç cümle, insanların gerçek hayatından daha etkili hâle geliyor.
*
Dijital çağın en büyük problemi tam da burada başlıyor. Artık toplumlar hakikati aramaktan çok, hedef gösterecek yeni bir kurban arıyor.
*
Bir tarafta hayatı boyunca devleti için çalışan, ülkesinin çıkarlarını savunan insanlar hedef alınıyor. Diğer tarafta sokaktaki aç canlıya bir kap yemek koyan insanlar aşağılanıyor.
*
Ya en başarılıyı hedef seçiyoruz… Ya da en masumu.
*
Çünkü dijital linç kültürü artık hakikati değil, kurbanı arıyor. Her gün yeni bir hedef lazım. Yeni bir nefret dalgası lazım. Yeni bir etiket lazım.
*
Dün bir akademisyendi. Bugün bir devlet adamı. Yarın bir öğretmen. Ertesi gün sokakta su veren bir teyze…
*
Ve herkes, sıranın bir gün kendisine geleceğini bilmeden alkış tutuyor.
*
İşte modern çağın en tehlikeli kırılması budur: İnsanlar artık gerçeği konuşmuyor; infaz sırasını tartışıyor.
*
Sadettin Amca ve Sessiz Dostları
Bizim caminin müezzini Sadettin Amca mesela…
*
Her sabah namazında cami avlusunda onu bekleyen sessiz dostları var. Bir tas suyu eksik etmez. Cebinde mutlaka birkaç lokma taşır. Gösteriş için değil; vicdanı öyle emrettiği için yapar bunu.
*
Bir gün sordum:
*
“Amca neden bu kadar uğraşıyorsun?”
*
Yüzüme baktı. Gülümsedi.
*
“Evlat,” dedi. “Onların dili yok.”
*
Sonra ekledi:
*
“Allah bazı kullarını konuşarak imtihan eder, bazı kullarını da sessiz bırakarak.”
*
Sabah namazından çıkan insanlar bazen onu izler. Kimi selam verir. Kimi görmezden gelir. Kimi de sosyal medyada gördüğü öfkeyle yaklaşır.
*
“Bunlar yüzünden çocuklar korkuyor.”
“Bunlar hastalık yayıyor.”
“Bunları besleyenler yüzünden çoğalıyorlar.”
*
Sadettin Amca hiç tartışmaz. Sadece önüne gelen canların başını okşar.
*
Çünkü bazı insanlar konuşarak değil, yaşayarak anlatır insanlığı.
*
Ama artık dijital çağda merhamet bile suç gibi gösteriliyor. Bir kap su koyan insanlara ağır ithamlar yöneltiliyor. Bir lokma ekmek veren insanlar hedef alınıyor.
*
Oysa bir toplum, merhameti aşağıladığı gün çürümeye başlar.
*
Necla Teyze’nin Sessizliği
Karşı apartmandaki Necla Teyze…
*
Kediler açken yemek yiyemediğini söylüyor. Rahmetli eşinden kalan emekli maaşıyla geçinmeye çalışıyor. Bir oğlu, bir kızı var. İkisi de evli. Bayramdan bayrama geliyorlar.
*
Konu oraya gelince gözleri doluyor. Hemen değiştirmeye çalışıyor. Ama yine de apartman önündeki canları unutmuyor.
*
Bir gün elinde küçük bir poşet gördüm. İçinde tavuk parçaları vardı.
*
“Yine mi kedilere teyze?” dedim.
*
“Onlar aç evladım.” dedi.
*
“Kendine zor yetiyorsun.” dedim.
*
Bir süre sustu. Sonra çok yavaş konuştu:
*
“İnsan bazen yalnızlığını paylaşacak bir ses arıyor.”
*
İşte o an anlıyorsun. Mesele sadece hayvan meselesi değil. Mesele vicdan meselesi. Mesele yalnızlık meselesi. Mesele insanın içindeki merhameti kaybetmeme savaşı.
*
Ama dijital çağ artık insanları anlamaya çalışmıyor. Etiketliyor.
*
Bir yaşlı teyze, bir anda sosyal medyada hedef haline getirilebiliyor. Bir insanın hayatını, yalnızlığını, vicdanını bilmeden hüküm veriliyor.
*
Ve insanlar birbirini tanımadan nefret etmeye başlıyor.
*
Bahri Abi ve Kaybolan Köpekler
Kasabımız Bahri Abi… Kapısında her zaman birileri vardır. İnsan da gelir, hayvan da.
*
“Ben vermiyorum kardeşim, Allah veriyor.” der.
*
Sonra o meşhur cümlesini ekler:
*
“Kişi kendinden bilmemeli eşi.”
*
Bir gün sokak hayvanları konusu açıldı.
*
“Barınaklara alınmaları lazım abi.” dedim.
*
Aslında kötü niyetle söylemiyordum. Ben de birçok insan gibi onların daha güvenli yerlerde yaşayabileceğini düşünüyordum.
*
Bahri Abi derin bir nefes aldı.
*
“Ben ilk başta çok destekledim.” dedi.
*
Sonra özellikle vurguladı:
*
“Bak evlat… Tehlikeli oldukları için değil…”
*
Sustu.
*
“Tehlikeli oldukları için değil! Üşümesinler, aç kalmasınlar diye!”
*
Sonra anlatmaya başladı.
*
“Hatta kendi ellerimle onlarca can teslim ettim.” dedi.
*
“Sonra ne oldu abi?” diye sordum.
*
Bir anda yüzü değişti.
*
“Ziyarete gittim…” dedi.
*
Mahallenin maskotu olan bir köpeği anlattı. Altı yıldır sokakta yaşayan, herkesin sevdiği bir hayvanmış.
*
“Gittiğimde tanıyamadım.” dedi.
*
“10 kiloya düşmüştü.”
*
Sonra sesi sertleşti:
*
“Sahipleneceğim dedim. Bir hafta sonra gittim. Öldü dediler.”
*
Bir süre sustu.
*
“Diğerlerini sordum…”
*
“Kayboldu dediler.”
*
Sinirlendi.
*
“Barınakta köpek mi kaybolur kardeşim?” dedi.
*
Sonra çöp poşetlerinin içinde gördüğü sağlıklı ölü köpekleri anlattı. Sesi titriyordu.
*
Bir süre sustu. Sonra derin bir nefes aldı.
*
“Evlat,” dedi. “Bu ülkede çocuk tecavüzcülerini, vatan haini teröristleri, bebek katillerini, kadın katillerini, polis ve asker katillerini yıllarca beslediğimiz konforlu alanları Allah’ın sessiz kullarına çok mu gördük?”
*
Ne diyeceğimi bilemedim.
*
“Ama abi…” dedim. “Vergilerimize yazık değil mi? Bunlar insana harcansa daha iyi olmaz mı?”
*
Yüzüme uzun uzun baktı. Sonra sakin ama ağır bir ses tonuyla konuştu:
*
“Önce hırsızı alkışlamayı bırakalım.” dedi.
*
“O zaman bu ülkede kaynak da yeter, vicdan da yeter.”
*
İnsan bazen ne diyeceğini bilemiyor.
*
Çünkü mesele sadece sokak hayvanı meselesi olmaktan çıkıyor. Mesele, toplumun vicdanını nasıl kaybettiği meselesine dönüşüyor.
*
Betonlaşan Hayatlar
Bir gün biri çıkıp:
*
“Kist hidatik yayılıyor.” dedi.
*
Bahri Abi sakin sakin cevap verdi:
*
“Onu yeni mi keşfetmişler? 15 bin yıldır yok muydu?”
*
Bazen “Doğada kendi kendilerine beslensinler.” diyoruz.
*
Bahri Abi yüzüme baktı ve şu soruyu sordu:
*
“Nerede beslensinler? AVM yaptığımız, site yaptığımız, beton döktüğümüz yaşam alanlarında mı?”
*
Sonra noktayı koydu:
*
“O zaman sen de çıkar takım elbiseni. Bir mızrak, bir yaprak vereyim; öyle yaşa.”
*
Ve insan susuyor.
*
Çünkü gerçekten de modern insan büyük bir çelişkinin içinde yaşıyor. Önce doğayı yok ediyor. Sonra doğadan kaçan canlılara öfkeleniyor.
*
Ormanları kesiyoruz. Beton döküyoruz. Yaşam alanlarını gasp ediyoruz. Sonra da o canlılara “Neden buradasınız?” diye kızıyoruz.
*
Modern çağın en büyük trajedilerinden biri budur. İnsan, doğayı yok ederken kendisini doğanın dışında sanıyor.
*
Oysa insan da doğanın bir parçasıdır.
*
Vicdanını kaybettiğinde ise yalnızca hayvanlara değil, insana da yabancılaşır.
*
Dijital Linç Kültürü
Bugün sosyal medya artık sadece iletişim aracı değil. Bir psikolojik harp alanı.
*
İnsanlar artık düşünmüyor. Taraf seçiyor.
*
Bir etiket açılıyor. Binlerce anonim hesap aynı anda saldırıyor. Kesilmiş videolar servis ediliyor. Bağlamından koparılmış cümleler yayılıyor.
*
Ve milyonlarca insan düşünmeden aynı öfkeye katılıyor.
*
Kimse durup şunu sormuyor:
*
“Bu doğru mu?”
*
Çünkü dijital çağın en büyük problemi bilgi eksikliği değil, düşünme tembelliği.
*
Artık insanlar araştırmıyor. Sadece nefretin parçası oluyor.
*
Bir gün başarılı bir devlet adamı hedef seçiliyor. Bir gün bir savcı. Bir gün bir akademisyen. Bir gün de sokakta sessizce su veren yaşlı bir teyze.
*
Ve herkes alkışlıyor.
*
Çünkü dijital kalabalıklar vicdanla değil, öfkeyle hareket ediyor.
*
Başarıyı ve Merhameti Hedef Alan Sistem
Bugün dikkat edin. En çok hedef alınan insanlar kimler?
*
Ya ülkesine hizmet eden başarılı insanlar… Ya da vicdanlı insanlar.
*
Ortası yok.
*
Çünkü dijital çağın algoritmaları sakinliği değil, öfkeyi büyütüyor.
*
Bir insan bağırıyorsa görünür oluyor. Hakaret ediyorsa etkileşim alıyor. Linç ediyorsa destek görüyor.
*
Ve zamanla toplumun psikolojisi bozuluyor.
*
İnsanlar artık çözüm konuşmuyor. İnfaz konuşuyor.
*
“Bugün kimi linç edelim?”
“Hangi etiketi açalım?”
“Kimi hedef gösterelim?”
*
İşte çağımızın yeni meydanı budur.
*
Eskiden insanlar Kurban Bayramı’nda paylaşmayı konuşurdu. Şimdi dijital meydanlarda yeni kurban seçiyoruz.
*
Kurban Bayramının Yeni Paradoksu
Kurban Bayramı yaklaşırken belki de çağın en büyük paradoksuyla karşı karşıyayız.
*
Eskiden insanlar kurbanın manasını konuşurdu. Paylaşmayı… Vicdanı… Merhameti…
*
Şimdi ise dijital meydanlarda yeni kurban arıyoruz.
*
“Bugün kimi linç edelim?”
“Hangi etiketi açalım?”
“Kimi vatan haini ilan edelim?”
“Kime saldırırsak daha çok etkileşim gelir?”
*
Ve farkında olmadan şunu kaybediyoruz:
*
İnsanlığımızı.
*
Çünkü sürekli kurban üreten toplumlar, sonunda birbirini tüketir.
*
Merhametin aşağılandığı yerde güven kalmaz. Vicdanın susturulduğu yerde huzur kalmaz. Herkesin birbirinden şüphe ettiği yerde millet olma duygusu zayıflar.
*
Belki de çağımızın en büyük problemi ekonomik kriz, güvenlik sorunu ya da teknoloji bağımlılığı olmaktan önce; insanın insanı dijital meydanlarda acımasızca harcayabilmesidir.
*
Ve en korkutucu soru hâlâ önümüzde duruyor:
*
Bugünün dijital kurbanı kim olacak?
*
Daha da önemlisi…
*
Yarın sıra kime gelecek?
*
Mahallelerin Kaybolan Vicdanı
Bir zamanlar mahalleler vardı. Gerçek mahalleler…
*
Kapısı çalınmadan girilen evler vardı. Komşunun çocuğu açsa herkesin vicdanı rahatsız olurdu. Sokakta gezen bir hayvan sadece “hayvan” değildi; mahallenin sessiz sakiniydi.
*
Bir bakkal, veresiye defterine isim yazarken insanın onurunu kırmamaya dikkat ederdi. Bir kasap artan kemikleri çöpe değil, sokakta bekleyen canlılara ayırırdı. Bir cami avlusunda insanlar sadece namaz için değil, birbirinin hâlini sormak için de buluşurdu.
*
Bugün ise apartmanlar yükseldi ama komşuluk küçüldü. Site duvarları büyüdü ama insanların kalpleri daraldı. Güvenlik kameraları çoğaldı ama güven azaldı.
*
Eskiden insanlar birbirine selam verirdi. Şimdi birbirini sosyal medyada takip ediyor ama gerçekte tanımıyor.
*
İşte dijital çağın en büyük kırılması burada başladı. İnsanlar birbirinin hayatına yakın, ruhuna uzak hâle geldi.
*
Bir mahallede yıllarca birlikte yaşayan insanlar artık aynı asansörde göz göze gelmemek için telefonuna bakıyor.
*
Ve böyle toplumlarda vicdan da sessizce çözülüyor.
*
Çünkü vicdan, yalnız yaşayan insanlarda değil; birbirine temas eden toplumlarda güçlenir.
*
Dijital Çağın Öfke Endüstrisi
Bugün sosyal medya yalnızca bir iletişim alanı değil. Bir duygu yönetim sistemi.
*
Öfke artık bir sektör. Linç artık bir ekonomi. Nefret artık bir etkileşim modeli.
*
Bir insan sakin konuşursa görünmez oluyor. Ama bağırırsa milyonlara ulaşıyor.
*
Birisi düşünerek konuşursa kimse dinlemiyor. Ama hakaret ederse herkes etrafına toplanıyor.
*
Algoritmalar artık insan psikolojisinin en zayıf taraflarını besliyor:
*
Öfke. Korku. Nefret. Kutuplaşma.
*
Çünkü sakin toplumlar tüketmez. Ama öfkeli toplumlar sürekli reaksiyon verir.
*
İnsanlar artık haber okumuyor. Duygu tüketiyor.
*
Bir video görüyor. Sinirleniyor. Paylaşıyor. Hakaret ediyor. Sonra başka bir hedefe geçiyor.
*
Kimse durup düşünmüyor:
*
“Acaba bu görüntünün öncesi neydi?”
“Bu insan gerçekten anlatıldığı gibi biri mi?”
“Bunu kim servis etti?”
“Bu öfke neden sürekli pompalanıyor?”
*
Çünkü düşünmek yoruyor. Öfkelenmek ise kolay.
*
Ve modern çağ insanı artık kolay olanı seçiyor.
*
Dijital Kurban Metaforu
Belki de çağımızın en büyük metaforu budur: Dijital kurban.
*
Eskiden insanlar kurban kavramını fedakârlıkla ilişkilendirirdi. Şimdi ise sosyal medya yeni kurbanlar istiyor.
*
Her gün bir isim seçiliyor. Bir hedef belirleniyor. Bir etiket hazırlanıyor.
*
Sonra milyonlarca insan aynı anda saldırıyor.
*
Dün bir sanatçıydı. Bugün bir siyasetçi. Yarın bir akademisyen. Ertesi gün sokakta köpek besleyen bir teyze.
*
Ve herkes bunu normal görüyor.
*
Çünkü dijital çağ insanlara şunu öğretti:
*
“Birine saldırıyorsan güçlü hissedersin.”
*
Oysa gerçek güç bağırmakta değil, vicdanını kaybetmemektedir.
*
Devletine Hizmet Eden İnsanların Yalnızlığı
Bugün dikkat edin. Bu ülkede gerçekten çalışan, sorumluluk alan, risk alan insanlar en ağır saldırılara uğruyor.
*
Çünkü başarı artık takdir edilmiyor. Şüpheyle karşılanıyor.
*
Bir diplomat ülkesinin çıkarlarını savunuyor. Hedef oluyor.
*
Bir savcı terörle mücadele ediyor. Hedef oluyor.
*
Bir güvenlik bürokratı devlet adına kritik kararlar alıyor. Hedef oluyor.
*
Çünkü dijital çağın en büyük silahı itibarsızlaştırma.
*
Artık savaşlar sadece sınırda yapılmıyor. İnsanların zihninde yapılıyor.
*
Bir ülkenin yetişmiş insan kaynağını itibarsızlaştırırsanız, toplumun devlete olan güvenini aşındırırsanız, sürekli herkesin birbirinden şüphe etmesini sağlarsanız, ortaya güçlü bir toplum çıkmaz.
*
Parçalanmış bir toplum çıkar.
*
İşte bugün yaşanan büyük krizlerden biri budur.
*
İnsanlar artık bilgiye değil, algıya inanıyor.
*
Merhametin Aşağılandığı Bir Çağ
Belki de insanlık tarihinde ilk kez merhamet bu kadar küçümseniyor.
*
Bir canlıya su veren insana hakaret ediliyor. Bir çocuğun başını okşayan insan bile şüpheyle karşılanıyor.
*
İnsanlar artık iyilik görünce bile altında hesap arıyor.
*
“Kesin çıkarı vardır.”
“Gösteriş yapıyordur.”
“Bir ajandası vardır.”
*
Çünkü kötülüğün normalleştiği toplumlarda iyilik anormal görünmeye başlar.
*
İşte en büyük çürüme budur:
*
İnsanların vicdana değil, kötülüğe alışması.
*
Bayramlar ve Kaybolan Anlamlar
Eskiden bayramlar vardı. Gerçek bayramlar…
*
Kapılar çalınırdı. Çocuklar şeker toplardı. Büyüklerin eli öpülürdü. Küslükler biterdi.
*
Kurban Bayramı yalnızca et dağıtmak değildi. Paylaşmaktı. Hatırlamaktı. Vicdanı diri tutmaktı.
*
Şimdi ise insanlar aynı sofrada otururken bile telefon ekranına bakıyor.
*
Bayram mesajları bile otomatikleşti. Duygular hazır cümlelere dönüştü.
*
Ve tam da böyle bir çağda insanlar dijital meydanlarda yeni kurban arıyor.
*
Bir tarafta kurban ibadetinden bahseden insanlar, diğer tarafta sosyal medyada insan parçalamaya çalışıyor.
*
İşte modern çağın en büyük çelişkilerinden biri budur.
*
Çocuklarımıza Nasıl Bir Dünya Bırakıyoruz?
Bugün bir çocuk sosyal medyaya girdiğinde ne görüyor?
*
Hakaret. Nefret. Aşağılama. Linç.
*
İnsanlar birbirine sürekli bağırıyor.
*
Kimse dinlemiyor. Herkes saldırıyor.
*
Böyle bir ortamda büyüyen çocuklar nasıl bir toplum kuracak?
*
Merhameti mi öğrenecekler? Nefreti mi?
*
Bir toplumun geleceği, çocuklarının gördüğü örneklerle şekillenir.
*
Bugün çocuklar sürekli öfke görüyorsa, yarın sakin bir toplum beklemek hayaldir.
*
Sessizce İyilik Yapan İnsanlar
Ama yine de umut tamamen kaybolmuş değil.
*
Çünkü hâlâ Sadettin Amca gibi insanlar var.
*
Hâlâ Necla Teyze gibi insanlar var.
*
Hâlâ Bahri Abi gibi insanlar var.
*
Gösteriş yapmadan iyilik yapan insanlar… Kamera açmadan yardım eden insanlar… Bir canlı aç kalmasın diye kendi rızkını paylaşan insanlar…
*
Belki de dünyayı hâlâ ayakta tutanlar onlar.
*
Çünkü insanlık büyük laflarla değil, küçük vicdanlarla ayakta kalır.
*
Bir tas suyla…
*
Bir lokma ekmekle…
*
Bir baş okşamayla…
*
İnsan Kalabilmek
Modern çağ insanlığa büyük bir hız verdi. Ama aynı hız, insanın vicdanını da aşındırdı.
*
Artık insanlar birbirini tanımadan nefret ediyor. Birbirinin acısını anlamadan hüküm veriyor. Ve herkes kendisini haklı sanıyor.
*
Oysa gerçek medeniyet, güçsüze nasıl davrandığında ortaya çıkar. Gerçek insanlık, sesi çıkmayana sahip çıkabilmektir. Gerçek vicdan ise bağırmak değil, anlayabilmektir.
*
Sadettin Amca’nın cebindeki küçük ekmek parçaları…
*
Necla Teyze’nin gözyaşlarını saklayarak bıraktığı mama kabı…
*
Bahri Abi’nin öfkesinin altında sakladığı merhamet…
*
Belki de bu çağın hâlâ tamamen kararmadığını gösteren son işaretlerdir.
*
Çünkü dünya hâlâ tamamen kötülüğe teslim olmadıysa, bu biraz da sessizce iyilik yapan insanlar sayesindedir.
*
Gösteriş yapmadan…
*
Bağırmadan…
*
Etiket açmadan…
*
Sadece vicdanıyla yaşayan insanlar sayesinde…
*
Belki de insanlığı kurtaracak olanlar; en çok konuşanlar değil, hâlâ merhamet edebilenler olacaktır.