TERÖRSÜZ TÜRKİYE VE ÇELME SİYASETİ
Miraç Uğur Çallı Mayıs 23, 2026
Miraç Uğur Çallı Mayıs 23, 2026
Miraç Uğur Çallı Mayıs 22, 2026
Akın Baran Eren Mayıs 24, 2026
Sıla Akçaat Mayıs 23, 2026
Sıla Akçaat Mayıs 23, 2026
Mehmet Kemal Pekel Mayıs 23, 2026
Elif Balaban Mayıs 23, 2026
Mehmet Coşar Mayıs 22, 2026
Sıla Akçaat Mayıs 24, 2026
Sıla Akçaat Mayıs 24, 2026
Sıla Akçaat Mayıs 24, 2026
Sıla Akçaat Mayıs 24, 2026
CUMHA Haber Merkezi Mayıs 24, 2026
Duran Atak Mayıs 23, 2026
Elif Balaban Mayıs 24, 2026
Mehmet Kemal Pekel Mayıs 23, 2026
Fatih Can Cengiz Mayıs 23, 2026
Türkiye yaklaşık yarım asırdır terörün siyaseti, toplumu, ekonomiyi ve bölgesel dengeleri kuşatan çok boyutlu etkileriyle mücadele ediyor. Bu sorunun kesin ve kalıcı çözümü adına ortaya konulan ve “Terörsüz Türkiye” olarak tarif ettiğimiz süreç, Türkiye’nin iç cepheyi tahkim etmeye, demokratik siyaseti terör etkisinden arındırmaya ve bölgesel kırılmalar karşısında daha dirençli bir devlet kapasitesi oluşturmaya dönük stratejik yönelimini ifade ediyor.
*
Bu süreci daha derin bir okumayla değerlendirdiğimizde ise Türkiye’nin, gelecek yüzyıla ilişkin bağımsızlık programını öncelikli ölçüde “iç cephede birlik” anlayışı üzerine kurduğunu ve “Terörsüz Türkiye” hedefini de bu stratejik yönelimin merkezine yerleştirdiğini görüyoruz.
*
Bu noktada stratejik hedef ile taktikler arasındaki farkı doğru okumak gerekiyor. Stratejiyi yolun kendisi olarak kabul edersek; o yolda virajları dönmeyi, engelleri aşmayı, gerektiğinde savunmaya geçmeyi ya da yeni hamleler geliştirmeyi de taktik olarak değerlendirebiliriz. Yani strateji uzun vadeli hedefi ve ana yönelimi belirlerken; siyaset ve taktik, süreç içerisindeki dalgalanmalara, risklere ve fırsatlara göre şekillenen araçları ifade eder.
*
Bunun doğru anlaşılamaması, stratejik aklı doğru okuyamamaya ve yanlış değerlendirmeler yapmaya yol açabilir.
*
Nitekim MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bir süredir Öcalan’ın statüsüne ilişkin ortaya koyduğu yaklaşım da arka planda örgütü yeni bir istikrarsızlık aracı olarak kullanmak isteyenlerle, örgütü feshe zorlayan şartları içselleştirmekte zorlanan örgüt yöneticilerini hedef almaktadır. Bu, sürecin başarısı adına taktiksel bir yaklaşımdır. Türkgün gazetesinde yayımlanan açıklamaların içeriğinde de stratejiye giden taktikler anlatılmaktadır.
*
Bazı çevrelerin sürecin taktik boyutlarını “ilkesizlik” ya da “çelişki” gibi göstermeye çalışması bu açıdan yanlıştır. Siyaseti yalnızca hamasi söylem üzerinden okuyanlar, strateji ile taktik arasındaki farkı da okuyamıyorlar. Halbuki Türkiye bugün, terörü tamamen devreden çıkarmayı hedefleyen bir strateji doğrultusunda, farklı araçlar ve yöntemler üzerinden ilerleyen çok katmanlı bir süreç yönetmektedir.
*
Neticede bu çok katmanlı sürecin hedefi doğrultusunda bugüne kadar atılan adımlar ve geliştirilen yöntemler hem ülkemiz hem de bölgemiz adına önemli sonuçlar üretmiştir. Terör örgütünün fesih kararının açıklanması, silah bırakma sürecine ilişkin mesajlar verilmesi, örgütün Türkiye içerisindeki kapasitesinin büyük ölçüde tasfiye edilmesi ve sınır ötesindeki hareket alanının daraltılması bu sürecin önemli aşamaları olmuştur.
*
Bununla birlikte TBMM’de kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” da önemli bir rol üstlenmiştir.
*
Süreç içerisinde farklı eğilimlerin, farklı önceliklerin ve sürecin nihai hedefine dair farklı yaklaşımların ortaya çıkması kaçınılmazdı. Zira böyle süreçler yalnızca sahadaki gelişmeleri değil, sürecin meşruiyet zeminini aşındırmaya dönük söylemsel müdahaleleri de belirginleştirir. Çünkü bu tür tarihsel eşiklerde mücadele bir yandan da psikolojik üstünlük ve siyasal algı alanında yaşanır.
*
Nitekim içeride ve dışarıda bazı çevreler sürekli olarak sürecin tıkandığını, başarısız olduğunu ve yürümeyeceğini anlatmaya çalışmaktadır. Buna karşılık Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu haftaki açıklamaları, Devlet Bahçeli’nin değerlendirmeleri ve en son Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un yazısı; ortaya çıkan risklere rağmen geri çekilmeyen, aksine siyasi kararlılığı diri tutmaya çalışan ve viraj dönüşlerinde çözüm üreten yaklaşımın devam ettiğini gösteriyor.
*
Bakınız, bir köşe yazarı “Terörsüz Türkiye süreci tıkandı mı, dondu mu, yoksa sorunsuz şekilde yoluna devam mı ediyor?” diye soruyor. Ardından da “DEM ve Kandil cephesinde artan şikâyetler, yer yer yükselen tehditler sürecin pek de yolunda gitmediğine dair sinyaller veriyor. Hükümet tarafından da örgütün silah bırakma sözünü yerine getirmediğine dair bugünlerde yapılan dikkat çekici açıklamalar, süreçle ilgili bazı sorunlar yaşandığını açıkça gösteriyor.” değerlendirmesinde bulunuyor.
*
Bir başka yazar “Biz savaş mı kaybettik?” diyerek Türkiye’nin Afganistanlaşma riskiyle karşı karşıya olduğunu ifade ediyor. Bir diğer yazar ise doğrudan “Apo hayranı Devlet Bahçeli” gibi ölçüsüz başlıklar atıyor.
*
Üstelik bu dil yalnızca muhalif çevrelerde üretilmiyor. Kendisini iktidar çizgisine yakın konumlandıran bazı isimlerin de benzer biçimde karamsarlık üreten, sürecin toplumsal psikolojisini zayıflatmaya çalışan bir söylem kurduğu görülüyor. Bunların üstüne, DEM Parti içerisindeki sürece ayak direyen bir grubun yazdıklarını ve provokatif açıklamalarını da eklediğinizde, sürecin neden çok katmanlı bir mücadele alanına dönüştüğünü daha net anlayabiliyorsunuz.
*
Bir de bunların üzerine ABD ve İsrail’in bölgesel hesaplarını eklediğinizde tablo daha görünür hale geliyor. Dolayısıyla bugün; ABD ve İsrail’in bölgesel çıkarlarıyla, muhaliflik adına sürekli sürece çelme takmaya çalışan bazı yazarların dili, Müsavat Dervişoğlu, Ümit Özdağ, Yavuz Ağıralioğlu ve CHP içerisindeki bir kanadın siyasal tutumu, hatta AK Parti içerisinde etkili olmaya çalışan bazı çevrelerin yaklaşımı belirli noktalarda aynı hatta temas edebiliyor.
*
Çünkü Türkiye’nin içeride bütünleşmesini, sınır güvenliğini tahkim etmesini ve terör etkisinden tamamen arınmasını istemeyen bölgesel ve siyasal odakların varlığı açıktır. Sürecin her aşamasında üretilen karamsarlığın, oluşturulmaya çalışılan psikolojik eşiklerin ve yaratılmak istenen siyasal güvensizlik ikliminin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerekir.
*
Ayrıca bir parantez daha açmak gerekirse: Aynı çevrelerin önemli bir kısmı, geçmiş seçim süreçlerinde kurulan açık ya da örtülü ilişkilere aynı sertlikte itiraz etmiyordu. Belediye pazarlıkları ve seçim denklemleri söz konusu olduğunda sessiz kalanların, mesele terörün tamamen tasfiyesi olunca bir anda “yüksek hassasiyet” üretmesi üzerinde düşünülmesi gereken bir çelişki değil mi?
*
Peki, sürecin karşı karşıya kaldığı provokasyonlara rağmen stratejik hedef korunabilecek mi?
*
Görünen o ki devlet aklı da yaratılmak istenen tüm bu olumsuzlukların farkında ve bu nedenle geri çekilmek yerine süreci yönetilebilir bir hatta tutmaya çalışıyor. Dolayısıyla sürece dair kararlılığı diri tutmak, stratejik hedefin neye karşılık geldiğini doğru okumak ve bunu siyasal risklerden bağımsız biçimde cesaretle dile getirmeye devam etmek gerekiyor.
*
Çünkü mesele artık günlük siyasi tartışmaların sınırlarını aşmıştır ve doğrudan Türkiye’nin gelecek dönem siyasal mimarisiyle ilişkilidir.
Prof. Dr. Ali İbra... Mayıs 24, 2026
Yusuf Küçük Mayıs 24, 2026
Umut Metehan Avcı Mayıs 24, 2026
Elif Balaban Mayıs 24, 2026
Muhsin Akıl Mayıs 24, 2026
Fatma Daştan Mayıs 24, 2026
Hidayet Bay Mayıs 24, 2026
Mehmet Saim Bilge Mayıs 24, 2026
Yusuf Küçük Mayıs 23, 2026
Öznur Ülger Mayıs 23, 2026
Umut Metehan Avcı Mayıs 23, 2026
Muhsin Akıl Mayıs 23, 2026
Bu site, hizmet kalitesini artırmak ve kişiselleştirilmiş içerik sunmak için çerezleri kullanmaktadır. Siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımını kabul etmiş olursunuz. Detaylar için [Çerez Politikası]'nı inceleyebilirsiniz.